Seri Katil Filmlerimiz Gerçekçi Mi ? |

Seri Katil Filmlerimiz Gerçekçi Mi ?

Seri Katil Filmlerimiz Gerçekçi Mi

Seri Katil Filmlerimiz Gerçekçi Mi ?

TÜRK POLİSİYE SİNEMASINDA KAN UYUŞMAZLIĞI

Televizyonda Müjdat Gezen’in Aziz Nesin’le ilgili bir röportajını izliyordum. Konu yazarın yabancı dillere çevrilen eserlerine geldiğinde ünlü oyuncu şu sözleri sarf etmişti :

 

“ Bakın, Aziz Nesin’in bütün dünyada yayımlanacağını düşünerek yazdığı kitapların çevrildiği dil sayısı çok yüksek değildir. Tam tersine sadece ülkemizi, bu coğrafyayı temel alarak yazdığı eserleri dünya genelinde kendilerine daha çok yer bulmuştur.”

 

Bu konunun doğruluğunu bilmiyorum ama Müjdat Gezen’in değindiği nokta beni çok etkilemişti.

 

Evet, özgün olmak istiyorsam kendimden bahsetmeliydim değil mi ? İşte bu konudan yola çıkarak Türk Sinemasında çekilen seri katil filmlerinin bir şeylerin eğreti durduğuna dair bende uyandırmış oldukları hissiyata değinmek istiyorum.

 

 

BİZ BU FİLMİ İZLEDİK Mİ ?

 

Ülkemizde seri katil yok mu ki filmi eğreti dursun, diye düşünebilirsiniz. Elbette var ama önemli olan gerçek seri katiller veya onlarla ilgili bulgular değil ; seri katil sözünü ilk duyduğumuzda aklımızda beliren karakteristik özellikler ve bu özelliklerin bizim toplumumuza uyup uymadığı.

 

Çok genel düşünelim, David Fincher’ın Seven filmi ve Hannibal Lecter’ın kitapları,filmleri, dizisi sayesinde polisiye kültüre uzak olan insanların bile aklında üç aşağı beş yukarı seri katillere dair bir fikir var. Nedir bu fikir ? Aşırı zeki, her daim polisin bir adım ötesinde, neredeyse dalga geçercesine onlarla oyun oynayan vahşi katiller…Hiçbir detayı, olasılığı atlamazlar ve yukarıdan ipleri oynatan bir kuklacı edasıyla büyük planlarını yavaş yavaş uygulamaya sokarlar.

 

Amerikalı seri katillerin belki de en meşhuru Ted Bundy ( Kendisi Hannibal Lecter karakterinin de esin kaynağıdır aynı zamanda.) bu profile örnek gösterilebilir mesela. Dünya genelindeki seri katillerin türü,zekası, sayısı, ortalaması ne çıkarsa çıksın insanların aklındaki seri katil profilinin en başta bu olduğunu düşünüyorum.

 

Velhasıl kabul etmek lazım, bu profile sahip bir katil çok da bizim içimizden çıkacak biri değil. Aptal olduğumuzdan değil elbette, işlenen cinayetlerin sebebi ve uygulanış şekli yukarıda bahsettiğim seri katil tanımına çok ters sadece. Bunun en önemli sebebi olarak Anadolu insanının her zaman mantığından çok duygularıyla hareket ediyor olmasını gösterebilirim.

 

Duygusal bir toplumuz. Dolayısıyla öfke, kıskançlık, hırs yani duygularımız mantığımızı bir kenara fırlatıp doğrudan harekete geçmemize sebep oluyor. Uzun uzun plan yapmalar, ipucu değerlendirmeler yok. Olsa da polisi sabrıyla ve sinsi planlarıyla aylarca, yıllarca peşinden sürükleyebilen kaç tane seri katilimizi duydunuz ? Yakalanmama sebepleri hep hukuk sistemimizdeki sorunlardan dolayı olmuş.

 

Şimdi gerçeğin kısa bir özetini geçtiğimize göre bu konunun beyazperde uyarlamalarını irdeleyebiliriz.

 

 

BEN BÖYLE SERİ KATİL GÖRMEDİM

 

Ejder Kapanı ve Beyza’nın Kadınları filmlerini ele alalım.(Filmi izlememiş olup süprize maruz kalmak istemeyen okuyucular bu kısmı geçebilirler.)

 

// Süprizbozan Başlangıcı //

Her iki filmde de katil, çocuk tecavüzcülerini hedef alıyor. Yani senaryolar doğal bir kaynaktan çıkıyor diyebiliriz zira ülkemizde bu oksijen israflarından çok sayıda var. Bu noktada her şey doğal ve bu konunun filmlerde kullanılması hiç de anormal değil.

Ancak  Ejder Kapanı’nda motivasyonu geçip cinayetlere geldiğimizde  polisi manipüle etmek için kurbanların üzerlerine sürülen özel bir zehir, polis merkezine gönderilen videolar, haritada cinayet işlenen noktaların birleştiğinde özel bir sembol oluşturması gibi fazla zorlama gelen konulara girildiğini düşünüyorum.

Ülkemizde birileri çıkıp tecavüzcüleri arka arkaya öldürebilir tabi ki bunda şaşırılacak bir şey yok ama biraz önce bahsettiğim detaylar…Biri Amerika’dan çıkan polisiye kitapları hatmedip bunların bir tane Türk versiyonunu yapayım demiş sanki. Hele sondaki araba kovalamaca sahnesini izleyince şimdi tam oldu diyorsunuz.

Bizim filmlerimizde aksiyon sahnesi olamaz mı elbette olabilir ama bir polisin arabaya atlayıp bir sürü insanın hayatını tehlikeye atarak deli gibi araç kullandığı bu sahne, sadece Hollywood filmlerinde görebileceğimiz türden bir ‘sırf aksiyon olsun’ sahnesi.

Beyza’nın Kadınları deseniz onda da benzer bir durum söz konusu. Katilin,  sağa sola kesik bacaklar bırakarak polise fazla ipucu vermesi tipik bir meydan okuma. Cinayetleri Beyza işlese hadi konuyla ilgili travması var bu davranışı anlaşılabilir belki diyeceğim ama katilin bu hareketi tamamen mantık dışı.

Ayrıca ses kayıt günlükleri tutması, bazı anlarda bizzat kendi ağzından polise ipucu verip tepkilerini ölçmesi, özel seanslarla beyin yıkama gibi detayların da gerçekten bu coğrafyada en azından filmlerde eğreti durduğunu düşünüyorum.

Yalnız burada özellikle açmak istediğim ayrı bir parantez var : Beyza’nın Kadınları filmini müthiş performansıyla sırtlayan ve başrol olan Demet Evgar’ın fotoğrafının filmin afişinde kenarda kalıp da, filmde çok silik  bir yan karakter olan başkomiserin yani Tamer Karadağlı’nın yüzünün posterin neredeyse yarısını kaplaması da derdi adalet olan bir filmin kendi ayağına sıkmasından başka bir şey değildir diye düşünüyorum. Terzi kendi söküğünü dikemezmiş derler ya…

// Süprizbozan Bitişi //

 

 

SERİ KATİLLERİN HAYATLARI

 

Bütün bu bahsettiklerim filmlerin kötü olduğu anlamına gelmesin. Buradaki amacım filmlerin kalitesinden çok ,dediğim gibi, uyum sorunundan bahsetmek. Amerika’da veya başka bir ülkede olsa bu tip katiller çok göze batmaz çünkü popüler kültürün bilinçaltımıza yerleştirdiği seri katil profiline uyuyorlar zaten.

 

Ama ülkemizdeki seri katillere bakarsanız böyle bir kedi-fare oyunu veya incelikle işlenmiş bir büyük plan göremezsiniz. Kontrolsüz bir şekilde bir kurbanı öldür diğerine geç, diğerini öldür ötekine geç ; bizim katillerinizin çalışma şekli bu. Çoğunun kanlı cinayet aletleri ve kıyafetleri evlerinde bulundu, ne bir iz bırakmama dertleri var ne de özellikle polise ipucu bırakıp mesaj verme dertleri.

 

Toparlayacak olursam sinemamızdaki seri katillerin mantıklı düşünerek duygularını terbiye eden, detaycı suç dehaları gibi gösterilmeleri bende  bir Kurt Adamın Kur’andan korkan takkeli bir cinmiş gibi gösterildiği bir Türk filmi izliyormuşum hissi uyandırıyor.

 

Evet, her türden insan dünyanın her yerinde var, metal müzik her ülkede dinleniyor, acıyı Meksikalılar da seviyor Adanalılar da…Ama düşünsel veya maddi olsun her ürünün bir ana vatanı var ve bu, o ürünün oraya özgü olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

 

Bu ülkenin sorunlarına parmak basan seri katil filmlerinin kurbanlar kadar katillere de gerçekçi yaklaşmalarını bekliyorum. Bize özgü olması için, özgün olabilmemiz için…

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Yorum Ekle