En İyi Canavar Filmleri : 5 Dev Ve İnsanoğlu Hakkında Söyledikleri |

En İyi Canavar Filmleri : 5 Dev Ve İnsanoğlu Hakkında Söyledikleri

En İyi Canavar Filmleri : 5 Dev Ve İnsanoğlu Hakkında Söyledikleri

Bütün zamanların en iyi canavar filmleri listeleri bir çok kaliteli filmden bahseder. Ben bu listemde alanı biraz daraltarak özellikle devasa boyutlarda olanlara ve aynı zamanda alt metin olarak bize dair bir şeyler anlatanlara odaklanmak istedim.

 

Bu listedeki canavarlardan bazıları için bu canavar değil dev bir hayvan diye düşünebilirsiniz ancak eğer bir canlı 30 katlı bina yüksekliğindeyse ve bir şehri yıkma kapasitesine sahipse o canlı benim gözümde canavardır 🙂

 

 

Uzatmadan hangi canavar filmi bize ait ne anlatıyormuş görelim :

 

 

 

 

En İyi Canavar Filmleri İçerisinde

Ayrı Bir Yere Sahip

5 DEV !

 

 

 

 

The Beast From 20,000 Fathoms

 

 

 

Nükleer enerjinin o sebepten veya bu sebepten insanoğlunun başına bela olacağını anlatan birçok canavar filmi var.

 

Bunların en meşhuru da Godzilla’dır.

 

Ancak nükleer enerji kullanımının yaratacağı tahribatı ilk olarak The Beast From 20,000 Fathoms işledi ve kendisinden sonra gelen Godzilla, Them!, It Came From Beneath The Sea  gibi bir çok filmin öncüsü oldu.

 

 

The Beast From 20,000 Fathoms en iyi canavar filmleri içinde öncü bir konuma sahip.

 

 

Dev canavar filmleri söz konusu olduğunda bir şehrin yıkılışını görmek olmazsa olmaz bölümlerden biridir.

 

Başta Fahrenheit 451 olmak üzere bir çok iyi kitabın yazarı olan Ray Bradbury ‘nin kısa hikayesinden esinlenerek çekilen filmin stop-motion, maket ve şehir içi çekimlerinin çok başarılı bir şekilde birleştirilmesiyle zamanının izleyicisine bir görsel şölen yaşattığını düşünüyorum.

 

Çok şaşırılacak bir durum değil, görsel efektler her zaman Hollywood’un güçlü tarafı olmuştur ancak günümüz sinemasının aksine Amerika’nın ortaya çıkan felaketin tek sorumlusu olduğu filmlerden biridir The Beast From 20,000 Fathoms.

 

 

En İyi 5 Canavar Filmi
Bu filmden sonra canavar filmleri eskisi gibi olmadı.

 

 

Nedir peki filmin derdi ?

 

Arktik Okyanusunda nükleer bomba testleri yapan Amerika Birleşik Devlet’leri ordusunun çok önemli bir detaydan haberi yok :

Bombayı attıkları yerin kilometrelerce altındaki bir buz kütlesinin içinde devasa bir dinozor milyonlarca yıldır uyuyor.

 

Patlayan bombanın etkisiyle hapsolduğu yerden çıkan bu koca yaratık artık nükleer patlamanın etkisinden mi yoksa milyon yıllık uykusundan uyandığı için mi bilinmez, görülmemiş bir öfkeyle önüne çıkan ne varsa yıkmaya başlıyor.

 

Deniz fenerlerini yıkıyor, köprüleri parçalıyor, binaları alaşağı ediyor ve tabi ki, şaşırılmayacak şekilde, önüne çıkan insanları da hiç tereddüt etmeden parçalayarak yiyor.

 

 

ACI GERÇEKLER

 

 

Brazilya, 1987 Goiania Kazası

İngiltere, 1957 Windscale Yangını

Rusya, 1957 Kyshtym Faciası

Japonya, 2011 Fukushima Faciası

Ukrana, 1986 Çernobil Faciası

 

Nükleer felaketin sonuçlarından sadece biri.

 

Bu yukarıda yazdıklarım en büyükler. Bütün felaketleri merak ederseniz liste uzun tabi.

 

Hidroelektrik, rüzgar, doğal gaz, jeotermal gibi bir çok santral türünü görmüş ve inşaatında bizzat çalışmış biri olarak söyleyebilirim ki nükleer enerji santralleri beni gerçekten korkutuyor.

 

 

En başta size şunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim, temiz enerji diye bir enerji yok.

” Kesilen ağaçlar yerine yeni fidanlar dikilip dikilmemesi ” diye bir şey var. Belki başka bir yazımda bu konuya uzun uzadıya değinirim.

 

 

Bütün enerji santrallerinin yapılarına göre taşıdığı belli bir risk kapasitesi var  ancak nükleer santralde bu risk çok yüksek.

Bu sebeple santralin inşaatında kullanılan malzemenin ve yapılan işçiliğin inanılmaz iyi olması gerekli.

Bu da yetmez çünkü bu işin işletme ayağı da var.

 

 

Yani kısaca, nükleer santral = birinci sınıf işçilik ve iş güvenliği

Denklemin sağ tarafı bizim ülkede biraz zor.

 

İnşallah Türkiye yukarıda saydığım felaketler listesine girmez, inşallah her şey yolunda gider.

Gerçekten Allah korusun yani.

 

 

Ama nükleer facialarla insanların kanserden ölmesi, yeni doğan çocuklarda bedenen anormallikler olması, hayvanların bedenlerinde benzer şekilde anormal büyüme veya başka bozulmalar olması bilinçaltımızdaki nükleer enerji temelli korkuları hep dinç tutacak.

 

The Beast From 20,000 Fathoms gibi canavar filmleri korkularımızı yansıtırken hiç eskimeyecekler.

 

 

 

En İyi 5 Dev Canavar Filmi
Bu filmden sonra nükleer enerji ve canavar filmleri ayrı bir alt tür oluşturmuş diyebilirim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KING KONG

 

 

 

 

Kim bilebilirdi ki ?

 

 

Aşkın ve güzelliğin hayatımıza getirebileceği sefaleti devasa bir gorilden öğrenebileceğimizi kim öngörebilirdi ?

 

 

Büyük ihtimalle Merian C. Cooper da zihninde beliren ve film için kendisine asıl ilham kaynağı olan ” Devasa bir goril gökdelenin tepesinde helikopterlerle savaşıyor. ” görüntüsünün bir gün popüler kültürde yer alacak bir canavarı doğuracağını bilmiyordu.

 

 

İşte bu savaş görüntüsünden esinlendikten sonra geriye dönüp hikayesini oluşturmaya başlayan yönetmen, kağıt üzerinde olabildiğine saçma görünen hikayesini zamanına göre müthiş aksiyon sahneleriyle süsleyerek ortaya King Kong’u çıkarmış.

 

Bugün eğer Shape of Water gibi yaratık ve canavar filmleri izleyicinin ilgisini çekebiliyor, Oscar ödülü kazanabiliyorlarsa bu yolu açan King Kong’a çok şey borçlular.

 

 

 

Peki neydi filmimizin hikayesi ?

 

 

Bir grup sinemacı film çekimi için Kafatası isimli bir adaya giderler ancak bu gizemli adanın devasa bir goril yönetiminde olduklarından haberleri yoktur.

 

 

Ada halkı tarafından adeta bir tanrı gibi görülen bu dev goril, film çeken ekiple karşılaştığında filmin başrol oyuncusu olan Ann Darrow’ dan çok etkilenir ve kadını kaçırır.

 

 

Filmin yönetmeni Carl Denham başta olmak üzere bütün ekip Kong’u ve Ann’i aramaya başlarlar ve yaratıklarla dolu olan adada bin bir badireyi atlattıktan sonra arkadaşlarını bulurlar sonunda.

 

 

Ama bu onlara yetmez ve Kong’u kafese koyup gösteriyle para kazanmak gibi dahiyane bir fikir akıllarına gelir.

 

 

Yaşadığı adanın sarsılmaz kralı olan bu dev artık zincire vurulmuş ve kendisinden çok çok daha küçük olan canlıların gösteri malzemesi olmuştur.

 

Tek isteği Ann Darrow’u görmek olan bu vahşi hayvan artık bütün öfkesini insanoğlundan çıkaracaktır.

 

 

 

En-iyi-canavar-filmleri-King-Kong-1933.2-
” Güzellik onu öldürdü. ” King Kong -1933

 

 

 

King Kong ‘un senaryosu çok daha farklı da olabilirdi ?

Ekip arkadaşlarını bulduktan sonra adadan kaçıp her şeyi unutabilir veya bütün ordu gelip adada canavarlarla da savaşabilirdi.

 

 

Zincir neden ? Yenilmişlik neden ?

 

1926 yılında Bronx Hayvanat Bahçesi bir ilke ev sahipliği yapmış ve ilk defa bir komodo ejderi yakalanıp kafeste halkın gözlemine sunulmuş.

King Kong’un yaratıcısı olan Merian C. Cooper bu ihtişamlı, dev sürüngenin kafese kapatılıp sergiye sunulduktan sonra gitgide çöküşüne tanık olunca bu durumdan çok etkilenmiş ve bu konuyu aynen filme eklemiş.

 

 

Aşkın ve güzelliğin bütün canlılarda olumlu olduğu kadar olumsuz etki de bırakabileceğini ve bu olumsuzluğun hayatımızdaki her şeye mal olacağını çok güzel anlatan bir film King Kong.

 

Bununla beraber kral hayatı sürerken bir anda ufacık düşmanları tarafından gerçek anlamda sirk maymununa dönen ana karakteri üzerinden hiçbir zaman ahkam kesip ukalalık yapmamamız gerektiğini, her zaman iyinin de iyisinin olacağının altını çiziyor.

 

Bir diğer değindiği nokta olan insanların açgözlülüğü ve para hırsı ise korkarım asla çözülemeyecek bir sorun.

 

 

85 yaşında olan bir sinema klasiği karşımızdaki. Bir yerde En İyi Canavar Filmleri Listesi gördüğünüz zaman bu filmin ilk 3’te olacağından emin olabilirsiniz.

 

 

 

 

 

……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..

 

en-iyi-kadın-erkek-dovus-sahneleri-kapak2

 

En İyi En Sert En Acımasız !

 

Yazıyı Oku

 

 

………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

 

 

THE HOST

 

 

 

 

Birkaç gün önce İzmir Aliağa’da denize nasıl petrol sızdığını hep beraber izledik haberlerde.

2006 yapımı bu Kore filmi de denize sızan başka bir sıvının etkisiyle ortaya çıkan devasa bir yaratığın estirdiği terörü anlatıyor.

 

 

Canavar filmlerinde artık insanı bıktıran bir klişe vardır. Hollywood’un insanların bu durumdan bıkmış olabileceğini idrak edip yeni bir şey yapması 2017 yapımı Kong Kafatası Adası ‘nı buldu.

 

 

Nedir bu klişe ?

Bir türlü canavarı / yaratığı göremeyiz.

 

 

Aman gölgesi çıktı aman kolu göründü o ses neydi derken yaratığı boylu boyuna görmemiz 1 saati bulur. Neden yaparlar bunu ?

Çünkü heyecanı başka türlü ayakta tutamadıkları için.

 

Peki The Host ne yapıyor ?

 

BUM !

 

 

Canavar Filmleri-yaratık-the-host

 

 

 

 

Film daha ortalarına varmadan ,güpegündüz hem de, bu dev yaratığı sahildeki insanların ortasına salıp bütün vahşeti ve dehşeti size izletiyor. Özellikle bu sahnedeki çekimler ve müzik süper.

 

 

Bu sahne filmin hikayesinin de bel kemiğini oluşturuyor.

Canavarımız kana buladığı sahili terkederken yanına ( yolluk niyetine diyeyim artık ! ) Park Ailesi’nin küçük kızı Hyun-Seo’yu da alıyor ve hikayenin geri kalanında ailesinin Hyun-Seo’yu kurtarma çabasını izliyoruz.

 

Efektleri biraz yaşlanmış olsa da The Host hala en iyi canavar filmleri listelerinin gediklilerinden.

 

 

The Host  hem Amerika hem de Güney Kore ile ilgili politik alt metine sahip olan bir film.

 

Kendisini taşladığı bölüme bakalım önce :

 

 

Yaratık sağa sola saldırırken o bölgede bulunan insanları hükümetin her ihtimale karşı karantinaya alması, karantina sırasındaki sert yönetim ve özellikle finaldeki tozlu (!) bölüm akla ilk olarak 1980 yılındaki Gwangju Katliamını getiriyor.

 

Yapılan askeri darbeye ve sıkıyönetime itiraz eden binlerce insanın feci şekilde dize getirildiği ve toplamda 2000’e yakın  kişinin kaybolduğu (!) olay Güney Kore’nin tarihinde kara bir leke olarak duruyor.

 

Film, hükümetlerin vatandaşlarına yönelik muamelesini ince bir taşlama ile işlerken ” Asıl canavar kim ? ” sorusunu sorduruyor izleyiciye.

 

 

Benzer bir tema çok iyi bir zombi filmi olan 28 Hafta Sonra’da da işlenmişti, belki hatırlarsanız.

Sağlıklı insanları zombilerden ayıramayan ordu yetkilileri hepsi birdir, diyerek ortada kim varsa kurşuna diziyordu.

 

 

Neye konuyu dağıtmadan asıl filmimiz The Host’a döneyim.

 

The Beast From 20,000 Fathoms yazımda Amerika’nın (özellikle aksiyon ve canavar filmleri söz konusu olduğunda) kendini nasıl kahraman gösterip Kuzey Kore, Çin, İran, Rusya ve bütün Müslüman alemini kötü olarak gösterdiğine dolaylı bir yoldan değinmiştim.

 

Eh, bunun er ya da geç bir karşılığı olacaktı değil mi ?

 

 

Daha filmin açılışında laboratuvarda çalışan Amerikalı bir görevlinin  kimyasal sıvılarla dolu şişeleri  umursamadan lavaboya döküşüne şahit oluyoruz. Bu olay sadece basit bir taşlama değil çünkü gerçek !

 

 

2000 yılında Güney Kore’nin başkenti Seul’daki Amerikan ordusuna ait bir tesiste kendisine laboratuvardaki kimyasalları lavaboya dökmesi emri verilen McFarland isimli çalışan bu emri aynen uygulamış ve bunun sonucunda Han Nehri kirlenmiş.

 

Güney Kore Hükümeti bu konuyla ilgili McFarland’ın yargılanmasını istese de Amerika tabi ki kendi adamının yargılanmasına müsade etmemiş. 5 yıl sonra McFarland suçlu bulunsa da herhangi bir hapis cezası almamış.

 

Bu yaşananlar sonucunda Güney Kore halkının Amerika karşısında aciz kalan hükümetlerine karşı duyduğu öfke yönetmenler aracılığıyla bu şekilde dışa vurulmuş diyebiliriz.

 

 

Özellikle Vietnam savaşı sonrası başlayan ve halkın moralini yükseltmek için ardı ardına çekilen Amerikan Propogandası filmlerine bir de Amerikan hükümetinin dünya siyasetinde ” Ben istediğim yerde istediğimi yaparım lan ! ” tavrı devam ettiği sürece Güney Kore’den The Host da çıkar Türkiye’den Kurtlar Vadisi Irak da !

 

 

12 yıl öncesinin filmi olması sebebiyle görsel efektleri biraz yaşlansa da bütün zamanların en iyi canavar filmleri listesinin gediklilerinden olan The Host’u ( Yaratık -2006) bir şans verip izlemenizi tavsiye ederim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

JURASSIC PARK

 

 

 

Bazı mesleklerde ahlak kavramının sorgulanmasına gerek olmazken bazıları yapıları gereği ahlaki tartışmaları beraberinde getiriyor.

 

Örnek verirsem, çok af edersiniz, mesela pezevenklik.

Ahlaki açıdan tartışılacak hiç bir şeyi yok, tam bir kepazelik.

 

 

Ama doktorluktan avukatlığa, polis olmaktan siyasi bir kişilik olmaya kadar bir çok meslekte ahlaki tartışmalar doğal olarak ortaya çıkıyor.

 

Bana kalırsa bu konuda başı çeken meslek ise genetik mühendisliği.

 

Tabi bu konuda beni çıkış noktasını bu meslekten alan gelmiş geçmiş en iyi hikayelerden birine getiriyor :

 

 

Jurassic Park.

 

 

Micheal Crichton tarafından yazılan kitap, yayımlanmasından 3 yıl sonra yani 1993’te Steven Spielberg tarafından sinemaya uyarlanmıştı.

 

Filmi sinemada izlediğimde 5 yaşındaydım ve salondan çıktığımızda sayıkladığım tek cümle şuydu :

 

” Hayatımda izlediğim en iyi film, hayatımda izlediğim en iyi film, hayatımda izlediğim en iyi film… ”

 

 

 

canavar filmleri-jurassic-park.1
Devasa yaratıkların olduğu canavar filmleri beni hep ürkütmüştür.

 

 

 

 

Jaws ile bir nesli denizden soğutup mayo / bikini satışlarını dibe vurduran Spielberg bu sefer bütün gücüyle saldırmıştı diyebilirim.

 

 

Neden bütün gücüyle diyorum çünkü, Jaws’ın çekimlerinde köpek balığı maketinin istenildiği gibi yapılamaması veya sayısının az olması (ikisinden biriydi tam hatırlayamıyorum) sebebiyle kamerada köpek balığını göstermek yerine Alfred Hitchock’un  ” Gösterme, ima et.” taktiğini uygulayarak kamera hareketleri üzerinden köpek balığının varlığını seyirciye hissetirmeyi denemişti.

 

 

Jurassic Park’ta ise rüştünü çoktan ispatlamış bir yönetmen olarak yüksek bütçeyi de arkasına alıp bugün bile hala çok iyi görünen görsel efektlere imza atmıştı.

 

Hemen her filminde başardığı gibi Jurassic Park’ta da karakterlerini geri plana atmamış, seyircinin empatisini kazanan karakterlerin hikayesini aksiyonla çok iyi dengelemişti. Neticede bu meziyetlerinin karşılığını aldı ve Jurassic Park vizyona girer girmez bütün zamanların en iyi canavar filmleri arasına adını kazıttı !

 

 

Bana kalırsa Jurassic Park’ın en önemli meziyeti hikayesindeki gerilimini çok sağlam bir temele oturtmuş olması.

Peki nedir bu temel ?

 

 

İşte geldik baştaki genetik mühendisliği ve yapılan ahlaki açıdan tartışmalı çalışmalara.

 

 

Hikayenin bu anlamdaki en kilit bölümü çocuklar dışındaki ana karakterlerin hep beraber yemek yedikleri ve dinozorların tekrar doğuşunu tartıştıkları bölüm.

 

 

 

canavar filmleri-jurassic-park.2
Canavar & Yaratık filmlerinde sık görmediğimiz ahlak tartışmalarından biriydi bu sahne…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

” Yapabileceklerimiz ve yapamayacaklarımıza o kadar odaklanıyoruz ki yapmalı mıyız yapmamalı mıyız sorunu sormayı unutuyoruz.”

 

 

Dr. Ian Malcolm’un beyin yakan bu cümlesi aslında şu soruyu soruyor :

” Her şeyimiz tamamdı da bir Tanrıcılık oynamadığımız kalmıştı anasını satayım. ”

 

 

Peki dinozorların DNA örnekleri üzerinden yeniden yaratılması bu demek mi ?

 

 

Jurassic Park’ın sahibi John Hammond  ,tartışmalı da olsa, güzel bir soruyla cevap veriyor :

 

 

” Bırakın şimdi bu lafları, eğer nesli tükenen bir hayvan için aynı şeyi yapsaydım hiç birinizin sesi çıkmayacaktı. Yaratıcılığın heyecanı karşısında nasıl durabiliriz ki ?! ”

 

 

Dr. Ellie Sattler dinozorların hayatlarını yaşadığını ve doğal seleksiyonla yeryüzünden silindiklerini söylüyor.

 

” Şimdi tekrar hayata döndüler ve hayatlarını devam ettirmek için, şiddete başvurarak veya başka şekilde, ellerinden geleni yapacaklar.”

 

 

Bilim insanlarında destek bulacağını düşünürken hayal kırıklığına uğrayan Hammond son olarak Paleontoloji (fosilbilim) uzmanı Dr. Alan Grant’ ten destek istiyor.

 

 

Dr. Alan ellerini birleştiriyor, başını öne hafifçe eğiyor ve kamera kendisine yaklaşırken ciddi bir ses tonuyla şunu söylüyor.

 

 

” Dinozorlar ve insanoğlu arasında 65 milyon yıllık bir zaman farkı var. Ve siz bu iki türü bir anda bir araya getirerek onca zamanı hiçe saydınız. Bu iki türün arasında yaşanabilecek olaylarla ilgili en ufak bir fikrimiz olabilir mi ? ”

 

 

 

 

Bilim insanlarının insan DNA’sı ile oynayabildiklerini açıklamasıyla iyiden iyiye alevlenen etik tartışmaların hiç son bulacağını zannetmiyorum.

 

 

Hali hazırda dünyamızda zaten genetik ayrımcılık var. Bir de bunu çeşitlendirerek sağlık ve  sosyal çevre konularında yeni sorunlara neden kapı açalım ?  İnsan geniyle bu kadar oynanırsa ileride bu duruma yüklenebilecek anlamları düşünebiliyor musunuz ?

 

 

En ufak bir olumsuzlukta suçlar genlerin üzerine yıkılacak, genler kötü olduğu için böyle, diyenler çıkacak (ki bu muhabbetler şu an bile var !)

 

 

Niye çıksın ? Sadece bize değil bu Dünya’daki bütün canlılara sonsuz yararı dokunan bir meslek genetik mühendisliği.

 

 

Ancak tükettiğimiz besinlerden hastalık tedavilerine kadar bir çok konuda en kilit nokta olan bu meslekle ilgili çoğunlukla kötü haberler çıkıyor. Elbette çok iyi gelişmeler de var ancak hormonlu yiyecekler bir taraftan biyolojik / kimyasal silahlar bir taraftan adını lekeliyor bu mesleğin.

 

 

Jurassic Park’taki gibi insanoğluna yeni bir tecrübe yaşatma vaadiyle para peşinde olan insanlar olduğu sürece bu tartışmalar hiç bitmeyecek. İşte bu yüzden Jurassic Park zamana meydan okuyan bir eser ve adı en iyi canavar filmleri içerisinde hep anılacak .

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GODZILLA

 

 

Şu tartışılmaz bir gerçek, bu listedeki canavarlardan King Kong dışında hiç biri Godzilla kadar meşhur değil.

 

 

Godzilla efsane kelimesini sonuna kadar hak eden kükreyişiyle beraber nükleer enerjinin yeri geldiğinde insanoğlunun başına nasıl felaketler yağdıracağının sembolü oldu adeta.

 

İnsanoğlunun kendisine verdiği zarara karşılık olarak doğa ananın gazabının kat be kat daha kötü olacağının korkunç bir resmi 1954 yapımı Godzilla filmi.

 

 

 

canavar filmleri-godzilla.1
Doğanın İnsanoğluna Öfkesi : Godzilla

 

 

 

Ancak The Beast From 20,000 Pathoms filmi ile ilgili kısımda bu konuya yeteri kadar değindiğim için Godzilla ile ilgili yazımda başka bir konuya dikkat çekmek istiyorum.

 

 

2019’da vizyona girecek Godzilla King Of Monsters (fragmanını buradan izleyebilirsiniz) ve 2020’de göreceğimiz Godzilla Vs. Kong filmlerini de dahil edersek Godzilla’nın bu zamana kadar yeniden çevrim, devam filmi, animasyon filmi, kendi filmi derken toplamda 34 tane filmi var.

 

34 film !

 

 

Godzilla’nın ilk filmi ve devamında gelen filmlere geniş açıdan baktığımızda şunu rahatlıkla görebiliriz.

Bu dev canavar en başta bir korku figüründen yavaş yavaş bir anti-kahramana hatta yer yer doğrudan kahramana dönüşmüş.

 

 

Peki Godzilla neden böyle bir değişim geçirdi ?

 

 

Konuyla ilgili düşüncemi en basit haliyle anlatayım :

Popülarite = Sıradanlık

 

 

 

En meşhur yönetmenleri, yazarları ve müzisyenleri bir düşünelim. Genelde en iyi eserlerini kariyerlerinin başlangıcı ile ortası arasında vermişlerdir değil mi ?

 

Yıllar boyunca içlerinde biriktirdikleri ile korkusuzca işler yaparak asıl çıkışlarını sağlamışlardır.

 

 

Ama tahminim bir konu, tema, tür çok beğenildiği zaman bu sefer de beğenilmeme korkusu başlıyor ve ortaya çıkan ürünler birbirinin neredeyse bir ton farkı oluyor.

 

 

 

Dolayısıyla Godzilla daha kaç yıl daha kötü adam olabilirdi ? İnsanlar birbirlerine ve doğaya verdikleri zarar karşısında daha kaç defa bu dev canavarın nükleer nefesiyle yanabilirlerdi ?

 

Daha da önemlisi…aynı pilavı daha kaç defa ısıtıp seyirciye satabilirsiniz ?

 

 

Ayrıca bir hikayede bir karakterin saf iyi ya da saf kötü oluşundan daha kötü bir durum olamaz.

Japon film yapımcıları bu durumun farkında olacaklar ki  bütün yaratıcılıklarını ve sinema sevgilerini ortaya koyup bu fenomen canavarın popüler kültürden kopmaması için onun karşısına insanlığı tehdit eden çeşit çeşit dev yaratık & canavar koydular hatta kendisini devasa robotlarla bile dövüştürdüler.

 

 

İster sinema tarihine geçen ilk filmi olsun, ister B filmlerini andıran devam filmleri veya Hollywood destekli dev bütçeye sahip yeniden çevrimler, Godzilla her zaman mitolojisini yenileyerek o veya bu şekilde varlığını sürdürdü ve bugün bile dünya üzerindeki en popüler karakterlerden birisi.

 

 

 

canavar filmleri-godzilla.3
Godzilla’nın içinde bulunduğu canavar filmleri hep ilgi çekti. O yıllar geçse de eskimeyen korku sembolü

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Godzilla ile beraber bir yazının daha sonuna geldik. En iyi canavar filmleri içerisinden olabildiği kadar önemli filmlere ve farklı konulara değinmeye çalıştım, sizin de aklınızda olanlar varsa paylaşın lütfen.

 

 

Bunun dışında  Guillermo Del Toro ‘nun Evi : Her Fantastik / Korku Severin Rüyası ! yazıma da bakmanızı öneririm. Kendisi de yazıp yönettiği ilk Pacific Rim filmi ile sevilen canavar-yaratık filmlerinden birine imza atmıştı.

 

 

Bu yazıyı beğendiyseniz Beğen ve Paylaş tuşlarıyla bir geri dönüş yaparsanız çok sevinirim 🙂

 

 

Kendinize iyi bakın !

 

 

 

  • 5
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    5
    Shares

Yorum Ekle