Seyfettin Efendi Çizgi Roman İncelemesi |

Seyfettin Efendi Çizgi Roman İncelemesi

Seyfettin Efendi Çizgi Roman İncelemesi

İFŞA-İ SIRR EKİBİYLE TANIŞIN

 

 

“ Söyle bakalım bu tünellerin girişini biliyor musun ? “

“ Önce ben soracağım. Seyfettin ne demek ? “

“ Seyf-üd-din. Dinin kılıcı anlamına gelir.”

 

Baş kahramanıımzın adında yer alan bu kılıç, onu zihninde din ile bilimi tam olması gereken kesiyor. Yaratık gördüğünü idda edenlere alkol kontrolü yapacak, cinleri sıfırla çarpacak, büyü diyenleri pi sayısının virgülden sonrasını ezberletmekle cezalandıracak karakterde bir hafiye Seyfettin Efendi.

 

Hiçbir kanıtı ve detayı atlamayan iyi bir gözlemci, ipuçlarını doğru şekilde yorumlayan ve başarılı karakter analizleri yapan bir kanun adamı.

 

Ama bütün bu niteliklerine ve meziyetleriyle öne çıkan ekip arkadaşlarına rağmen bir türlü önüne geçemediği bir cinayet silsilesi var ; İstanbul’un çeşitli yerlerinde kanı boşaltılmış cesetler bulunuyor. Birinin köpek dişleri normalden çok uzun…

 

İSTANBUL’DA VAMPİR AVI

 

İstiklal Savaşı’nın yeni bittiği dönemde geçen Seyfettin Efendi ve Olanğanüstü Maceraları’nın ilk cildi ekip üyelerini okuyucuya tanıtma görevi gören bir vakk’a ile açılıyor.

 

Ekibin zeki lideri hafiye Seyfettin, yürüyen dağ pehlivan İsmail, doktor Aziz, dövüş ve silah uzmanı casus Esat ve icat ettiği makinelerle ekibe güç katan mucit Münevver İfşa-yi Sırr Teşkilatı’nın nasıl çalıştığını ve ne tür vakalara atandıklarını güzel bir örnekle gösteriyorlar bize. Giriş bölümünün ardından teşkilatın kuruluşuna hızlı bir göz atıp ana hikayeye geçiyoruz.

 

İstanbul’un kültürü ve tarihi açısından önem arz eden noktalarında kesilip parçalanmış, cinayet mahaline çizilen ve sanki bir ayini anımsatan şekillerin arasında cesetler bulunmaya başlanıyor peş peşe. Cinayetlerin birbirleriyle alakalı olduğunu düşünen Seyfettin Efendi seri katili bulmak için Osman Paşa ile görüşüyor ve İfşa-yi Sırr teşkilatı davayı üstleniyor.

 

     seyfettin efendi cizgi roman    seyfettin efendi cizgi roman inceleme

 

Hem yazar hem de çizer olarak Devrim Kunter’in bütün birikimlerini ve yeteneklerini yansıtan Seyfettin Efendi çizgi romanlarının bu ilk cildi Yeditepe Canavarı vampirizmi konu alıyor.

 

Ancak baş kahramanımız kendinden beklenecek şekilde, ki bence bu hikayenin en güzel detaylarından biri, elindeki kanıtların etkisine girip hemen katilin gerçek bir vampir olduğunu düşünmüyor. Vampirleri taklit eden bir katilin peşinde olduğunu düşünerek hareket ediyor. Vampirlere inanmadığından değil, kendisinin de dediği gibi bilimde inanmamak diye bir şey yoktur.

 

“ Sadece bu zamana kadar edindiğim bilgiler benim haklı olduğumu gösteriyor.”

 

 

 

ASIL SORUN DÜŞÜNDÜKLERİNDEN DAHA BÜYÜK

 

 

Sıradışı cinayetlere rağmen oldukça sıradan bir katil-polis kovalamacası gibi başlayan hikayenin komplosu, belediyelerimizin açtıktan sonra kapatmadığı çukurlar kadar derin, karanlık ve ceset kokuyor.

 

Vampir mi taklitçi katil mi gizemine Cornivus Ailesi, Haşhaşiler hatta Ejder Tarikatı bile dahil oluyor ve hikayemiz daha karanlık sokaklara giriyor. İlk cildin finalinde Seyfettin Efendi’nin kadim dostu Aziz’le kafasına kurcalayan konuyu açmasıyla beraber hikayenin gerilimi ve merak unsuru yeni bir boyuta geçmiş oluyor.

 

Seyfettin Efendi’nin ana hikayesi ilk cilt Yeditepe Canavarı’nın ardından, 1910 yılında kuduzun önüne geçmek için on binlerce köpeğin gönderildiği Sivriada’daki gizli deneyleri temel alan korkunç yaratık hikayesi ikinci cilt Hayırsız Ada ve günümüzde de çok sık duyduğumuz ve konuştuğumuz devlet içinde devlet konseptinin yer aldığı üçüncü cilt Tesla Silahı yayımlandı. Dolayısıyla hikaye ile diğer görüşlerimi belirtirken üç cildi de göz önünde bulundurmak daha doğru olacak.

 

Seyfettin Efendi çizgi romanlarının bir çok türü ve kültürü harmanlaması hikayelerini zengin kılıyor. Ana karakterin Sherlock Holmes’a yakınlığı ile polisiyeye, efsaneleri ve tarihi olayları karanlık bir atmosferde sunarak Dark Horse Comics’in Hellboy ve B.P.R.D. serisine ve farklı yeteneklere sahip karakterlerin oluşturduğu ekip konsepti ile JLA/Avengers/ The League Of Extraordinary Gentelman çizgi romanlarına göz kırpıyor.

 

Burada kastettiğim çizgi romanın adı geçen eserlerin ucuz bir taklidi değil, tam tersine kaliteli bir iş olduğu. Devrim Kunter hikayenin gizemini son sayfalara kadar koruyarak merak unsurunu dinç tutuyor ve aksiyon pedalından ayağını hiç çekmiyor. Hızlı başlayan çizgi roman bir solukta sonuna kadar keyifle okunuyor. Özellikle Seyfettin Efendi ile Doktor Aziz’in atışmalarını okumak inanılmaz keyifli.

 

 

seyfettin efendi cizgi roman inceleme

 

 

 

BURADA BİR YERLERDE KARAKTERLER OLMASI LAZIM

 

 

 

Şimdi, büyüteci kadıkızına biraz yaklaştıralım.

 

Kahramangiller sitesindeki “ Adım Adım Çizgi Roman Yapımı “ bölümlerinde karakterlerin geçmişinden bahsetmeyin diye öğütlüyor Devrim Kunter. Önceden ne yaptıkları, ne yaşadıkları bizi ilgilendirmiyor, diyor.

“ Bırakın karakter kendini anlatsın.”

 

Aslında doğru bir düşünce  ancak karakterin geri planda kalması veya çok tanıdık, sıradan bir tipleme olması uygulamada sorunların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Ayrıca bazı durumlarda  karakterlerin geçmişini ve tecrübelerini bilmediğimiz için  verdikleri tepkileri garipsiyoruz ister istemez.

 

Göze çarpan en büyük sorun ana karakter Seyfettin Efendi ve onun kadim dostu Aziz dışındaki karakterlerin çok  havada kalması.

Sırayla gidecek olursak :

 

 

İsmail

 

Ekibin yeşil devi. Felaket kuvvetli, iyi yürekli ama aklı biraz kısa…ve o kadar. Bu tarzda bir karaktere kitaplardan, filmlerden, çizgi romanlardan o kadar çok aşinayız ki karakterle bağ kurabilmemiz için senaryonun bu karakteri daha çok işlemesi gerekiyor.

Ekibe sadece kas gücü için dahil edilmiş olması onu çok tek düze kılıyor. Sadece kapı kırılacağı veya biri dövüleceği zaman devreye girip çıkıyor.

 

 

Esat

 

Başarılı casus, huysuz çocuk. Ya somurtuyor ya da laf atıp sataşıyor ve bu tavrı onu ciddi anlamda antipatik yapıyor. Ekibin bir parçası olmaya çalışmaktan çok “ Beni de buraya zorla getirdiler.”  modunda sürekli.

Bilgi alma, takip, dövüş, atıcılık konusundaki yetenekleri ile sorunlu kişiliğinin birleşimi onu ilginç bir karakter yapıyor diye düşünülmüş olabilir ama Esat’ın tavrı, kendini sevdirebilen sert adamlar listesinde Tatar Ramazan veya Kirli Harry’den çok arka sıralara atıyor kendisini.

 

 

Münevver

 

Kıyafetleri ve teçhizatıyla steampunk kültürünü müthiş bir şekilde yansıtan mucit Steve ‘ Münevver ‘ Jobs , James Bond için Q neyse Seyfettin Efendi için de kendisi aynı görevi görüyor.

Münevver, kadınların sadece yemek ve temizlikten ibaret olmadıklarını çok farklı meziyetlerinin de olabileceğini gösteren güçlü bir karakter. Ayrıca Seyfettin Efendi’nin Münevver’in babasının ölümü ile de bağlantılı olduğunu öğreniyoruz bir noktada. Gayet güzel.

Yalnız burada da şöyle bir sıkıntı var, ‘kendinden emin mucit’ başlığı dışında karakterin geçmişi, tecrübeleri, sevdikleri, sevmediklerine dair hiç bir şey bilmediğinden bazı tavır ve düşünceleri havada kalıyor.

 

 

Örnek vermek gerekirse, her yere parçalanıp iç organları yenmiş cesetler bırakan katili yakalamak için Münevver’i yem olarak kullanabileceklerini söyleyen Seyfettin Efendi’ye zerre kadar tereddüt etmeden ‘ Aaa ! Tabi eminim çok heyecanlı olur. Kılık değiştiririm hem de..’ gibi bir cevap vermesi X-O Manovar’ın zırhını mı giyiyorsun hanm, bu neyin rahatlığı ?,  diye düşündürtüyor insana.

 

 

Toparlayacak olursam demek istediğim şu ki senaryoda karakterlerle ilgili en büyük sıkıntı bahsettiğim bu üç ismin hikayede karakter değil araç olmaları.

 

 

Sorun çözmek demişken, ikinci ciltte çözümsüz kalan kahramanlarımızın yanında aniden bir çocuğun belirip ‘ Abi bulamadığınız girişler şu tarafta.’ dedikten sonra hikayeden çıkıp gitmesi talihsiz bir senaryo hamlesi olmuş kanaatindeyim.

 

 

Elbette belirtmekte fayda var, hikaye daha tamamlanmadı. Eminim Devrim Kunter de gelecek sayılarda bizi karakterlere ve hikayeye daha bağlayacak, kafalardaki soruları giderecektir.

 

 

seyfettin efendi cizgi roman inceleme 3    seyfettin efendi cizgi roman   

 

SEYFETTİN EFENDİ NASIL GÖRÜNÜYOR ?

 

 

Çizimlere gelecek olursam gerçekten çok başarılı olduklarını söylemem gerek. Dijital ortamda çizilen çizgi romanın görselleri yağlı boyayı andırıyor ve bu teknik çizgi romanlarda çok sık görmediğimiz bir teknik olduğundan Seyfettin Efendi’nin türdeşleri arasından sıyrılmasını sağlıyor.

 

 

En önemlisi Devrim Kunter’in çizim tarzı yazdığı hikayenin atmosferini çok iyi taşıyor. Resimler  gerilim/korku içeren bölümlerde duyguyu okuyucuya aktarmada önemli bir rol oynuyor. Aynı durum detaylı çizilen cesetler ve yüz mimikleri için de geçerli. Gerçekten harika.

 

 

Baskı kalitesi, balonlama ve yazım için de olumsuz bir şey söylemek mümkün değil. Çizgi romanı sadece yazıp çizmekle kalmayıp aynı zamanda yayıncılığını ve dağıtımını da üstlenen Devrim Kunter, tek kişilik yayınevi olarak herkese örnek olacak bir iş çıkarmış. Hakan Tacal ve Yıldıray Çınar’ın Karabasan’ından beri üzerinde ölü toprağı olan yerli çizgi romanın kendine gelmesinde büyük emeği olan Devrim Kunter’e bu gurur kaynağı eseri için teşekkürü borç bilirim.

 

  • 4
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    4
    Shares

Yorum Ekle