Punisher Max - Türkçe Çizgi Roman İncelemesi |

Punisher Max – Türkçe Çizgi Roman İncelemesi

Punisher Max – Türkçe Çizgi Roman İncelemesi

PUNISHER

 

 

 

Philip Zimbardo’nun Kırık Cam Teorisi adını verdiği bir deneyi var. 60’lı yılların sonunda yapılan bu deneyde plakası olmayan iki araç, kriminal psikolog Zimbardo ve iki öğrencisi tarafından biri sosyo-kültürel seviyesi düşük olan Bronx’a diğeri ise eğitim ve gelir düzeyi  ortlamanın üstünde olan bir kesimin yaşadığı Palo Alto’ya bırakılıyor.

 

Bronx’taki araba birkaç gün sonunda parçalarına ayrılıp geride sadece metal iskeleti kalmış halde yol kenarında bırakılırken Palo Alto’daki araca bir hafta boyunca kimse dokunmuyor. Bir haftanın sonunda Zimbardo ve iki öğrencisi Palo Alto’ya balyozla gidip arabaya vurmaya başlıyorlar. Bu eylemi gören etraftaki çoğu kişi çok geçmeden onlara katılıyor ve aracı hep beraber darmadağın ediyorlar.

 

Ünlü psikoloğun bu deneyden çıkardığı sonuç insanoğlunun doğasına dair çok önemli bir detayı gösteriyor bize :

 

Uyum söz konusu olduğunda bilincimizi çok çabuk kaybediyoruz ve söz konusu etrafımıza zarar vermek bile olsa hemen adapte oluyoruz. Bazen kötülüğün zerresini yolumuzu kaybetmemiz için yeterli oluyor.

 

Uzun lafın kısası, sorunların önüne geçmek için yılanın başını daha küçükken ezmeli ve hiç bir şekilde taviz vermemeliyiz. İşte Vietnam gazisi Frank Castle’ın yani nam-ı diğer Punisher’in suçla savaşırken uyguladığı yöntemin temelinde bu deney yatıyor diyebiliriz. Sıfır tolerans…

 

Yere çöp mü attın ? Bam !

Tecavüzcü müsün ? Bam !

Canlı bomba mısın ? Zahmet etme, BAM !

 

İlk olarak 1974 yılında Marvel Comics tarafından yayınlanan Amazing Spiderman’ın 129. sayısında okuyucu karşısına çıkan Punisher kısa zamanda çok sevilmiş. Punisher’in yaratıcılarından biri olan Gery Conway bir röportajında karakterin, Örümcek Adam’a konuk olduğu her sayının iyi sattığını belirtmiş. Acımasız suç savaşçısındaki potansiyeli gören editörler doğal olarak sonunda karaktere kendi çizgi romanını vermişler.

 

punisher cizgi roman inclemesi

 

 

BİR PSİKOPATIN DOĞUŞU

 

Karakterimizin hikayesi oldukça basit ve sıradan aslında. Uzun yıllar cephede hayatta kalmaya çalışıp kan ve ter döken Frank Castle sonunda sevgili eşi Maria, oğlu Frank Jr. ve kızı Lisa’nın yanına dönmüştür. Hep beraber Central Park’a piknik yapmaya giden Castle ailesinin hayatı bir mafya infazına yanlışlıkla tanık oldukları anda kana bulanır.

 

Geride şahit bırakmak istemeyen mafya üyeleri namlularını çevirip aileyi hemen orada delik deşik ederler ve kader mi şans mı ceza mı artık adını siz koyun, infazdan sağ çıkan tek kişi Frank olur. Uzun süre komada kaldıktan sonra acı gerçeği öğrenen başkarakterimiz önce felaket bir sinir krizi geçir, ardından da yıllar sürecek ağır bir depresyonun karanlığına gömülür.

 

İşte Punisher’in hikayesi, karakterin yaşadığı bunalımı alkol veya uyuşturucuyla örtmesi  yerine kendini toparlayıp (kısmen !) suçluları acımasızca öldürmeye başlamasını ve yıllarca süren adalet savaşını konu alıyor. Buradaki güzel nokta, Frank’in ailesini kaybettikten sonra hemen silahları kuşanıp cinayetlere başlamaması bence.

 

Punisher İlk Yıl hikayesinde anlatıldığı gibi kahramanımız adalet sistemine güveniyor en başta ; ifade veriyor, şahitlik yapıyor, araştırmalara yardımcı oluyor. Her akşam eve döndüğünde ailece çektirdikleri fotoğrafı alıyor eline. Karanlıkta otururken elindeki fotoğraf çerçevesiyle konuşuyor :

 

“ Bugün dedektiflerle görüştüm. Yeni ipuçları var, katilleri bulacağız. Çok yakında bitecek bu iş. Siz nasılsınız ? “

 

Adaletin yerini bulması için acısını bastırıp kendini ayakta tutmaya çalışan ve uçurumun kenarındaki zihnini kaybetmemeye gayret gösteren bir adamın hayalleri birkaç ay sonra polis müfettişinden aldığı haberle yıkılıyor.

 

“ Üzgünüm Frank ama dosyayı kapatmamızı istiyorlar. İşin ucu çok yukarılara çıkıyor ve elimizi kolumuzu bağlı. Daha fazla yapabileceğim bir şey yok. Gerçekten üzgünüm. “

 

Frank Castle silahlarını temizliyor. Kurşunlarını şarjörlere diziyor. Bıçaklarını biliyor. Çelik yeleğinin üstüne beyaz spreyle kuru kafa çiziyor.

 

“ Eğitim çavuşumuzun bir sözü vardı : ‘ Barış istiyorsan, savaşa hazır ol.’”

 

 

Punisher ailesini infaz edenleri cehenneme gönderdikten sonra durmaz ; bozuk zihni ve müthiş savaş, hayatta kalma bilgisiyle karşılaştığı her suçluyu indirmeye başlar.

 

 

 

SAVAŞIN MAX HALİ

 

 

Punisher cizgi roman incelemesi köle tacirleri 1

Punisher çizgi romanları yıllar içinde farklı kalıplara girdi; bazen karanlık bir  suç hikayesi olarak hayat buldu bazen de saf aksiyon. Hatta fantastik/korku gibi kendisine çok uzak olan türlere bile bulaştı.

 

Ancak bugün Punisher’i Punisher yapan ve herkesin gönlünde taht kuran hikayelerinin neredeyse hemen hepsi sert ve karanlık suç öykülerinin  yer aldığı MAX serisine ait oldu.

 

Marvel Comics’in MAX etiketi altında cinsellik,şiddet ve küfürde sınır koymayıp yetişkinlere yönelik çıkardığı bu seri Wolverine, Nick Fury, Jessica Jones gibi bir çok önemli karakteri ağırladı ama bunlar içerisinde en öne çıkan ve en başarılı olan Punisher’in serisi oldu.

 

Aynı zamanda bu seri sonunda Punisher karakteri bir yazarla anılır oldu.

 

 

Garth Ennis Dönemi

 

Bir süper kahraman çizgi romanı okumaktansa kuduz bir ahtapotu yüzüme çivilemeyi tercih ederim, diyen Garth Ennis kara mizahtaki yeteneği ve hikaye anlatımındaki büyük başarısı ile yazdığı ilk Punisher hikayesi olan Welcome Back Frank hikayesinde çizgi romanı satış başarısı ve eleştirel anlamda göklere çıkardı. Bu başarının ardından karakteri yazmaya devam etti ve bunun sonrasında gelen MAX serisini de sayarsak toplamda 9 yıl Punisher’ın maceralarını kaleme aldı.

 

Max serisini farklı kılan noktalardan biri de intikamcımızın doğuş hikayesine getirdiği farklı bakış açısı oldu. Yine Garth Ennis’in kaleminden çıkan ve sadece Punisher’in değil bana kalırsa bütün zamanların en iyi Marvel Comics hikayelerinden biri olan Punisher Born’da kahramanımızın Vietnam’daki son günlerine değiniliyordu. Terhisine sayılı günler kalan bir askerin  psikolojisini derinlemesine inceleyen Garth Ennis’in hikayesini daha sonra aynı kalitede bir yazar olan Jason Aaron(Scalped) Punisher – Frank’te devam ettirdi. Bu büyük hikaye temelinde şu soruları soruyordu :

 

Frank Castle’ı Punisher yapan olay ailesinin öldürülmesi miydi, yoksa bu psikopat suç makinasının doğuşu çok öncelerde mi yatıyordu ? Ailesinin ölümü Frank’in içindeki canavarı ortaya çıkarmak için bahane mi oldu ? Sorun Frank’te mi yoksa cephede geçirdiği yılların ardından yaşadığı PTSD’nin ( Posttraumatic Stress Disorder – Travma Sonrası Stres Bozukluğu ) bir sonucu muydu bütün bu yan yana dizilmiş ceset torbaları ?

 

Netflix’te yayınlanan dizisinde de çok ince bir şekilde işlenen PTSD konusu özellikle Jason Aaron’ın hikayesinde ana tema olarak kullanılmış ve Vietnam’da en ağır şartlarda hayatta kalmayı başarmış Frank’in eşinin ve çocuklarının yanına döndüğünde normal yaşama uyum sağlayamaması kusursuz bir şekilde işlenmişti. Daha çok para kazanıp istedikleri evi alabileceklerini ve çocukları iyi bir semtte büyütebileceklerini söyleyen Frank’tan eşi Maria ne olursa olsun dönmesini ve cephede kalmamasını istemişti.

 

“ Söz ver Frank, geri döneceğine söz ver.”

Frank dönmüştü yıllar sonunda…ama sadece bedenen.

 

 

PUNISHER- KÖLE TACİRLERİ (SLAVERS)

 

Ülkemizde Marmara Çizgi etiketi ile raflara çıkan Punisher Max serisinin şu ana kadar 10 cildi yayınlandı. Ciltlerin bazıları tek başına okunabilecekken bazılarının hikayeleri bağlantılı olduğundan bütün seriyi baştan sona okumanızı tavsiye ederim. Benim özellikle değinmek istediğim hikaye ise Köle Tacileri isimli 5. Cilt.

 

Punisher cizgi roman incelemesi köle tacirleri 4

Tam da Punisher çizgi romanlarına yakışır bir görüntüyle başlıyor hikayemiz. Gecenin karanlığında yağmur altında bir kadın bağırarak delicesine etrafına kurşun yağdırıyor. Kadının ateş açtığı sokak serserilerini yolun karşısındaki çatıdan dürbünlü tüfekle izleyen kahramanımız tahmin edeceğiniz gibi gerekeni yapıyor.

 

Kadın, Punisher’e kendisine yardım etmesi için yalvarıyor ama karşısındaki kaçak bir göçmen olduğundan Frank bunu reddedip polislerin geleceğini söylemekle yetiniyor ve reddeder reddetmez kulakları çığlıklara boğuluyor.

 

“ Anlamıyorsun, benim bebeğimi öldürdüler ! Bu herifler çocuğumu öldürdüler !”

“ Bu herifler mi ? “

“ Evet…evet ve daha başkaları da var.”

 

Bebek lafını duyduğunda içinde bir şeyler kıpırdayan Punisher kadını dinlemeye karar veriyor.

 

Aralıksız 24 saat boyunca 4 adam tarafından tecavüz, ardından öldüresiye dayak, uyuşturucuya alıştırılma ve son olarak bebeğinin katli…Bunlar, dünya genelindeki yüz karası bir organizasyonun sadece ufak bir halkasında yaşananlar. Kahramanımız bir yandan bu kaçak göçmeni korumaya çalışırken bir yandan da diğer kurbanları kurtarıp örgütü çökertmeye çalışıyor. Punisher’in köle tacirleriyle mücadele ettiği bu hikayesi diğerlerinden bazı özellikleriyle ayrılıyor ve bu özellikler onu diğerlerinden daha da üst sıralara taşıyor.

 

 

MUTLU SONLARA YER YOK

 

Bu tür çizgi romanların amacı genelde okuyucuya manevi tatmin yaşatmaktır. Gerçek hayatta yapmak isteyip de haklı sebeplerden yapamadığımız sert cezalandırma yöntemlerinin suçlulara uygulanışını görmek ve bir nebze de olsa rahatlamak intikam temalı hikayelerin olmazsa olmazıdır. Ama Köle Tacirleri hikayesi ölümün kesin çözüm olmayacağını bizzat ana karakterinin ağzından hatırlatıyor bize. Yapacaklarım ticareti bitirmeyecek, diyor Frank.

 

“ Kurbanların hayatı düzelmeyecek.”

 

Yani bu hikayeyi boğazınıza oturmuş bir yumruyla bitireceğinizin işaretini daha en baştan veriyor intikamcımız.

 

Bu hikayenin diğer bir farklı tarafı da Punisher’in, daha ilk silah sesinde paniğe kapılıp sağa sola kaçışan sokak serserileri yerine sert ve profesyonel askerlerle çarpışıyor olması. Bu, ilk defa yapılan bir senaryo hamlesi değil ama bu kadar iyi yazıldığı örnek sayısı az. Sağlam bir rakip hikayeyi sürükleyici kılıyor elbette.

 

Sadece öldürmek değil, işin bir de bilgi almak için adam sorgulama kısmı da var. Diz kapağına iki kurşun yiyince çözülmüyor bu adamlar. Dolayısıyla kahramanımız kendini geliştirmek için farklı yöntemlere başvuruyor. Garth Ennis’in senaryodaki en güzel hamlelerinden biri de bu ; taraflar sadece kas güçleriyle değil, zekaları ve bilgi birikimleriyle de savaşıyorlar.

 

Punisher cizgi roman incelemesi köle tacirleri 3

 

 

GECE KARANLIĞI & KAN KIRMIZISI 

 

Çizim ve renklendirmelere gelecek olursam Leandro Fernandez, Scott Koblish ve Dan Brown’un harika bir iş çıkardıklarını söylemem gerek. Tim Bradstreet’in kaliteli bir fotoğrafı andıran inanılmaz gerçekçi kapağının ardından yine gerçekçi, detay dolu ve pastel renklendirmeler gözlerimize bayram ettiriyor.

 

Ciltlerin yayınlanmasında takdire şayan bir istikrar gösteren Marmara Çizgi’yi özellikle çeviri konusunda tebrik etmek gerek. Hikayeyi hem İngilizce hem de Türkçe okumuş biri olarak ikisinden de aynı keyfi aldığımı belirtmek isterim. Türkçe’ye çevrilen çoğu çizgi romanda çevirilerin başarısız olduğunu düşünüyorum açıkçası. Asıl amacın kelimeleri birebir çevirmek yerine orijinal dildeki duyguyu okuyucuya aktarmak olduğu unutuluyor gibi geliyor bana. Ancak bu çizgi romanda böyle bir sıkıntı yok, çevirmen Egemen Görçek’in gerçekten emeğine sağlık.

 

Garth Ennis’in yazdığı Punisher Max serisini polisiye suç seven herkese gönül rahatlığı ile tavsiye ederim. İlk ciltten itibaren sırayla alıp okuyabilirsiniz ama tereddütünüz varsa veya sadece bir tane tadımlık almak istiyorsanız hem tek başına bütün bir hikaye olan, hem de senaryosu ve çizimleri ile türünün hakkını sonuna kadar veren 5. Cilt Köle Tacirlerini okumanızı öneririm. Günümüzün en büyük sorunlarından birine parmak basan bu hikaye, son sayfasını gördüğünüzde içinize işleyecek.

 

 

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Yorum Ekle