Pis İşler - Türkçe Çizgi Roman İncelemesi |

Pis İşler – Türkçe Çizgi Roman İncelemesi

Pis İşler – Türkçe Çizgi Roman İncelemesi

MELEKLER GİREMEZ

 

 

  Çıplak gözle bakıldığında floresan lambaların soluk ışığı neredeyse bomboş olan cinayet büro amirliğindeki masaları aydınlatıyor gibi görünüyor ancak bilinen hiçbir ışık kaynağı sayfaları ve dosyaları dolduran insanoğlunun karanlık tarafını aydınlatacak kudrette değil.

 

Engin Komiser ışığın göz yoran tonundan kurtulmak ve bir nebze olsun kafasını dinlemek için kalkıp ışığı kapatır.

Karanlığa gömülen ofisin içinde masaların ve sandalyelerin arasından kıvrıla kıvrıla geçtikten sonra pencerenin kenarına yaslanıp kollarını göğsünde birleştirir, çiseleyenn yağmurun tadını çıkarır gecenin karanlığına bakarak.

 

Niktofili…Karanlığı ve geceyi sevme eğilimi.

 

Engin’nin 15 yaşından beri muzdarip olduğu bir durum bu, dolayısıyla elindeki dosya 15 dakika daha bekleyebilir.

Engin gözlerini kapatıp yağmuru dinlemeye başlar.Yavaşça o güzel toprak kokusunu içine çeker.

 

Gerideki köşeden dönüp karakolun önüne doğru gelmekte olan camları açık arabadan kulaklarda ses bombası patlamış hissi uyandıracak kadar yüksek bir sesle müzik çalıyordur. Son zamanların popüler parçalarından biri :

 

 

Gel gel gel elime

Dokunayım tenine

Çok sevdim seni

Yavrum yavrum yavrum

 

 

Engin’in hafifçe araladığı gözleri ve aşağı doğru bükülen kaşları yaşadığı huzursuzluğun dışavurumudur. Söylenerek kapatır pencereyi.

Pencerenin önündeki silüeti  masasına doğru yaklaşırken büyür ve masasındaki ufak lambayı açtığında yerini komiserin  kirli sakalına ve kemerinden fırlamış gömleğine bırakır.

 

 

CİNAYET SİLAHI

 

 

Sandalyesine otururken hemen klavyenin önünde duran çizgi romana bakar Engin. Sandalyeye bağlanmış bir adama kurşun yağdıran başka bir adamın olduğu kapakta kırmızı ile Pis İşler yazmaktadır.

 

En üstte ise Diego Cajelli ve Luca Rossi isimleri bulunmaktadır, yani yazar ve çizer.

Engin bir buçuk saat önce bir çizgi roman dükkanından aldığı ve daha bir kısmını okuduğu çizgi romanı bu kadar önemli yapanın ne olduğunu anlamaya çalışıyordur.

En son kaldığı sayfayı bulmaya çalışırken okuduklarını tekrar gözden geçirir :

 

“Genç bir hatun geldi polis emeklisi dedektiften yardım istedi, sonra o iş boka sardı. Dedektif, mafya tetikçisi arkadaşından yardım istedi. Zaten menfaatleri de ortaktı. Sonra…şu herkese dayılanan polis vardı. “

 

Engin bir yandan hikayenin okuduğu kadarını tekrarlarken sayfaları teker teker çeviriyordur. En son kaldığı sayfayı bulur sonunda.

Hemen sol alttaki panelde elleri silahlı genç bir çift vardır ve adam karşısındaki çete üyelerine şunu söylüyordur :

 

“ Hola Compesinos ! Getaway filmini hatırlıyor musunuz ? Ben, Steve Mcqueen bu da Ali MacGraw.”

 

 

Engin’in kafası karışmıştır. Bunlar kimdi ya, diye geçirir içinden.

Çizgi romanın birbiriyle belli noktalarda kesişen çok hikayeli yapısı zaten işlerden darmaduman halde olan zihnini daha da bulandırmıştır.

Birkaç sayfa geriye gidip okumaya başlar.

 

Çizgi roman, suça bulaşmış veya bulaşmaya yakın bir çok karakterin hikayelerini aralarında pinpon topu gibi sekerek anlatıyordur. Hikayede sürekli bir kovalamaca, sürpriz, aksiyon olduğu için sayfaları arka arkaya çevirmek hiç de zor değildir ancak karakterlerin başlarından geçen olaylar defalarca yazılmış, çizilmiş olaylar olduğundan ana konu biraz yavan gelmiştir Engin’e.

 

Bir an kapatıp yarıda bırakmayı düşünür.

Başını sapa çevirip açık pencereye bakar. Dışarıdan vuran buz mavisi ışığı arka arkaya delip geçen damlalar pencerenin kenarlarına çarpıp onlarca parçaya bölünerek mükemmel bir gösteri sunuyorlardır.

 

 

Engin’in yüzünü tatlı bir tebessüm kaplar, ileride kızı olursa adını Yağmur koymaya karar verir o an.

 

 

Tekrar çizgi romana bakar, davayla ilgili işine yarayabilecek bir detay bulma ihtimalini düşünerek çizgi romana devam eder. Hem çizimlerini de çok sevmiştir.

 

Sonraki otuz dakika boyunca duyulan tek ses çevrilen sayfaların hışırtısıdır.

 

Engin hikayenin içine dalmış, son sürat okurken açılan ofis kapısıyla dikkati dağılır. İçeri giren Baş Komiser Cüneyt ofisin karanlığına şaşırsa da gözüne takılan masa lambası ve onun yanındaki Engin’i görünce yalnız olmadığını anlar.

 

 

Eli duvardaki anahtara giderken Hayırdır oğlum, ofisi karanlığa gömmüşsün, diye sorar yardımcısına.

“ Biraz kafa dinleyeyim dedim amirim.”

“ İyi yapmışsın.”

 

Engin’in masasına doğru yürürken elindeki çizgi romanı farkeder.

“ Bu mu olay olan kitap ? “

“ Evet amirim, çizgi roman aslında.”

 

 

Cüneyt Başkomiser  Pis İşler çizgi romanını eline alıp inceler.

Adını hakediyordur, sayfaları karıştırırken cinayetten uyuşturucuya, işkencelerden çöplerle örülmüş ara sokaklara kadar her türlü pislik mevcuttur sayfalarda.

 

Gözlerini sayfalardan ayırdığında gerçek kurbanın durumunu sorar Engin’e. Genç komiserin bıkkın ve yorgun yüz ifadesine ufak, pis bir sırıtış eklenir.

 

 

“ Günümüz Türk Pop Müziği gibi amirim.”

“ Morga inelim o zaman.”

“ Yok. “ der Engin masa lambasını kapatırken.” Hayati tehlikesi devam ediyor demek istedim.”

 

 

Beraber kapıya doğru yürümeye başlarlar. Başkomiser yine havayla konuşuyormuş gibidir.

“ O çocuğu o hale sokan gerizekalıyı da bir gidip görelim o zaman. Bir çizgi roman için mi hastanelik etmiş abisini ?…Ne manyaklar var şu memlekette.”

 

Güçlü bir parlama bir saniyeliğine aydınlatır ofisi, ardından gökyüzünün derinlerinden gelen sağlam bir gök gürültüsü pencereleri delicesine yumruklar.

Doğadan gelen kükremeyi içindeki hayvanı uyandırmak için kullanır Cüneyt. Az sonra yapacağı sorguda işine yarayacaktır belki.

Elleri ceplerinde kapıdan çıkarken söylenmeye devam eder kendi kendine:

 

“ Pazar günümüzün de içine sıçtılar anasını satayım.”

Engin amirinin arkasından ofisin ışıklarını kapatır ve kısık bir sesle cevap verir :

“ Bugün Pazartesi Başkomiserim.”

 

 

SOHBET

 

Hiç konuşmadan merdivenlerden inerler. Cüneyt Başkomiser birkaç arkadaşına başıyla selam verir hiç duraksamadan. Ardından sormayı unuttuğu konu aklına gelir.

 

“ Yayınevini araştırdın mı ?”

“ Evet amirim, 1001 Roman diye bir yayınevi. Baktım, bir yanlış göremedim sicillerinde.”

“ Tamam, adli tıptan çıkan raporları ve delilleri al, dosyayla beraber komple ne varsa topla getir. Ben içerideyim, bi ön sevişme yapayım şu salakla.”

 

Başıyla onaylayan Engin “ Hemen amirim.” diyerek hızlı adımlarla koridorda devam eder.

 

Cüneyt yan koridora sapıp biraz daha ilerledikten sonra soldaki ilk kapıdan içeri girer.

Sorgu odasındaki aynanın hemen arkasında kalan bu ufak karanlık odada sandalyeye iyice yayılarak oturmuş genç polis baş komiseri görünce toplarlanır ve ayağa kalkıp Buyrun Başkomiserim, der.

 

Cüneyt gülümseyerek meslektaşının sırtını sıvazlar.

 

“ Sen dışarda bekle delikanlı, Engin de gelecek zaten birazdan.”

“Emredersiniz amirim.”

 

Yalnız kalan Cüneyt duvarı kaplayan geniş camdan içeri bakar. Masada oturan yirmili yaşlarında, beyaz tenli, siyah saçları kaşları üstünden küt kesilmiş elmacık kemikleri şişkin bir çocuktur.

 

Çocuğun kelepçeli elleri masanın üstünde avuç içleri masaya yapışık şekilde duruyordur. Baş komiser kırışıklıklarla örtülü yüzünü ovuşturur içeri girmeden.

Derin aldığı nefesi burnundan tek seferde hızlıca çıkarıverir.

 

 

Açılan kapının sesiyle çocuk başını yana çevirir ve ihtiyarla göz göze gelirler. Başkomiserin bakışı karşısında çocuk içten içe korksa da bunu belli etmemeye çalışır. Tehditkar ifadesini birkaç saniye daha sürdürdükten sonra Cüneyt gözlerini masanın karşısına dikip oraya geçer ve öne eğilerek ellerini masanın iki köşesine yaslar.

 

Oturan çocuğun karşısına Golyat gibi dikilmiştir.

 

“ Ben Başkomiser Cüneyt.”

 

“Erdal. Baştan söyleyeyim abimin ölmüş olup olmaması umrumda değil, amacım öldürmekti zaten, hayattaysa beni konuşturmak için öldü demenize gerek yok. İstediğinizi anlatırım. O yavşak ölümü hak etti.”

 

“ Ne yaptı peki ölümü hak edecek ? “

 

“Bazı insanların nerede nasıl konuşacağını bilmesi lazım. Ayrıca çizgi romanımı parçaladı, ki bu en büyük hatasıydı zaten. “

 

“ Bu kadar mı çok seviyorsun bu çizgi romanı ?”

 

 

 

PİS İŞLER

 

 

Erdal gülümser.

 

“ Bu çizgi roman sadece basit bir resimli kağıt parçası değil benim için. Kendimi buluyorum onda.

O karakterler sanki beynimden sökülüp kağıda işlenmiş gibi.

 

İçinde sevdiğim her şey var. – bir çocuğun heyecanı ve neşesiyle anlatıyordur.- polisler, tetikçiler, sadist deri kıyafetli işkenceciler, seri katil, çatışmalar, patlamalar…her şey ya…her şey var.

 

Bakın polissiniz anlarsınız, açılış kısmı bile yeter. İhtiyar bir dedektif ofisinde oturuyor. Sonra gizemli güzel kadınımız giriyor içeri. Sizden benim için bir şey yapmanızı istiyorum diyor, para sorun değil. Birini takip etmenizi istiyorum. Sonra dedektif kabul ediyor ve her şey allak bullak oluyor.

 

Ayrıca çizimler komple siyah beyaz ! Ne kadar Bogart, değil mi ?”

 

 

Uçmuş lan bu çocuk, diye içinden geçirir başkomiser. Erdal tüm hızıyla anlatmaya devam ediyordur.

 

 

“ Bir aşık çift var mesela, bunlar silahları yüklenip emanetlerini çalan bir çetenin peşine düşüyorlar. Emanet diyorum da maddi değeri sıfır ha, beş para etmez yani.

 

Hele abi ruh hastası bir polis var..Kendi açısından herkesi hayvan olarak görüyor, kendisini de domuz !- öne eğilip sinsi bir tavırla ve kısık sesle- ki bence bu noktada kesinlikle Hayvan Çiftliği’ne gönderme var.

Sonra bunların hepsinin hikayesi belli yerlerde kesişiyor.

 

Kapı tıklanır.

Engin elinde dosya ve paketlerle içeri girer. Cüneyt iki elini beline koymuş, kurtar beni buradan der gibi Engin’e bakıyordur ancak yardımcısının yüz ifadesinden vereceği haberi de tahmin eder ufaktan.

 

Engin çocuğun geçmişini ve olayla ilgili tutulan raporu masaya bırakır öncelikle.

Diğer elindeki şeffaf torbaların içerisinde ise kırışıp buruşmuş,bazı noktaları kana bulanmış çizgi roman sayfaları ve yine üstünde kan izleri olan ciltli kalın bir kitap bulunmaktadır.

 

 

Engin, Erdal’a bakarak başkomiserine seslenir.

 

“ Çocuk ölmüş komiserim.”

Cüneyt duruşunu hiç bozmadan sadece göz bebeklerini yardımcısına kaydırır ve ardından masanın karşısındaki Erdal’a bakar.

 

“ Ölüm sebebi ? “

 

“ Boğulma.”

 

“ O olmasa bu, konuşarak da öldürebilirdi zaten bu çenesiyle.”

 

 

Erdal’ın dişleri birbirine kenetlenir. Burnundan nefes alıp vermeye başlar.

 

Attığı ilk yemde oltaya takılan çocuğu aklında Öfke Kontrol Problemi Olanlar dosyasına koyan Cüneyt eğilip önündeki torbanın içindeki sayfaya bakar.

 

 

“ Çizgi romandan koparılan sayfalar amirim.” diye açıklama yapar Engin.

 

“ Pis İşler mi ?”

 

“ Aynen.”

 

 

Cüneyt’in aklına küçükken okuduğu Mandrake çizgi romanları gelir.

Siyah beyaz çizimlerin içinde kaybolduğu o keyifli saatleri hiç unutamamıştır. Dudakları kımıldamasa da içinden gülümseyerek hatırlar eski günlerini.

 

 

Gözlerini iyice yumup açtıktan sonra dikkatini önündeki kağıtlara verir tekrardan. Gözünün önündeki çizimler eskiden okuduklarından farklı olsa da usta işi oldukları bellidir.

 

Çatışma sahnelerindeki adamların pozları ve detaylar, gerçekçi mimikler ve karanlığa gömülmüş göz çukurları.

 

 

“ Diğer sayfadaki film referanslarını farkedebildiniz mi memur bey ? “

 

Cüneyt öne eğik başını kaldırmadan gözleriyle Erdal’a ters ters baktıktan sonra diğer torbayı alır önüne. Cüneyt’in sessizliğini cevabı bilememesine yoran genç katil bir de ipucu verir.

 

“ Bütün zamanların en meşhur tetikçi filmlerinden biri hani ?

 

 

       Engin komiser normalde suçluların ukalalık yapmalarına alışıktır. Ancak şu an çok ama çok uykusu var.

 

 

İki adımda çocuğun yanında biter ve sağ eliyle çocuğun boğazını ayı kapanı gibi kıstırır.

 

“ Senin ağzını yüzünü öyle bir dağıtırım ki bütün zamanların en kötü yeniden çevrimi seçilirsin ! Oyun mu oynuyorsun lan bizimle ?! “

 

 

 

 

90’lar Sinemasına Saygı

 

 

Erdal bir yandan yutkunmaya çalışırken bir yandan da elinden geldiğince kısık sesle konuşmaya devam eder.

 

“ Ya adamın arkasındaki otelin adı ?..Ya da..ya da bir yan panele bakın, öndeki adam tanıdık gelmiyor mu ? “

 

 

Cüneyt Başkomiser’in uyarısı kısa ve nettir.

“ Engin !”

 

 

Erdal’ın boğazını bırakan Engin bir adım geriye çekilir. Konuşmayı Cüneyt sürdürür :

Abini de referansları anlamadığı için mi öldürdün, diye araya girer Engin.

 

 

“ Hayır onu karaktersiz olduğu için öldürdüm.

 

Bakın, bazı insanların başkalarının zevklerine saygı göstermeyi öğrenmesi lazım. Bu çizgi roman çok seviyorum. İlk okuduğum andan beri hastasıyım. Sert, sürükleyici, gergin..zımba gibi !

Karakterleri iyi yazılmış, kurgusu güzel işlenmiş. Yani eski kara filmleri, Kirli Harry’i, Bonnie ve Clyde’i, Sin City ve Pulp Fiction’u mikserde çırpmışlar gibi.

 

 

Özgün olmayabilir ama bu onun  kötü olduğu anlamına gelmez. Bu hikayenin anlatmak istediği başkalarının hayatlarına etkimiz.

Bir sözümüz, attığımız bir bakış, şuraya gidecekken aniden karar değiştirip buraya gitmemiz, internete yazdığımız bir yorum…ufakcık, sadece ufacık bir hamlemizle bile belki onlarca kişinin hayatını etkiliyoruz.

 

 

Ne kadar karar alırsak alalım, ne kadar kural koyarsak koyalım bu aramızdaki sonsuz etkileşim bizim hayatlarımıza yön veriyor anladınız mı ?

 

 

Furkan bunu anlamadı. Aslında hiçbir boku anlamıyordu.

 

Yazarlık kursuna gitmeye başladığından beri bir yerleri kalkmıştı. Benim sevdiğim filmleri, çizgi romanları küçük görmeye başlamıştı. Böyle salak şeyler okuyorsun, boş şeyler bunlar diyordu.

 

 

Sana ne değil mi ? Kime ne ?! Bırak isteyen istediğini okusun ama yok, konuşacaklar illa. Pis İşler’i okumak benim en büyük zevklerimden biri, kendimden çok şey buluyorum bu çizgi romanda.

 

Ve bu çizgi romanı her elime alışımda Furkan’ın o gevşek cümlelerini duymaya başlamıştım.

 

 

İşte bu olamaz anlıyor musunuz ?!…Mutluluğumu benden alamaz.”

 

 

Cüneyt :  Tamam, cinayeti nasıl işlediğini de öğrenelim.

 

 

Erdal :  Her güzel şey gibi zorlu bir süreçti tabi. Neyse, benim odamda tartışmıştık.

Arkasını döndüğünde masamdaki ciltli Edgar Allan Poe kitabını son gücümle kafasına geçirdim. Sendeledi böyle bi dengesi şaştı. Sonra bir tane daha indirdim hemen. Yere düştükten sonra da üstüne çıkıp ölümüne yumruklamaya başladım.

 

Ellerim acıdan sızlayana kadar vurdum. Defalarca defalarca… – gözlerini parmaklarına diker- Öfkem geçmedi ama. Yırttığı sayfaları yerden alıp ağzına tıktım ve iki elimle bastırdım.

 

Çizgi roman ağzındayken onu boğmak beni kendine getirdi.

Öyle kuru kuru öldürmek de beni rahatlatmazdı, çizgi roman ağzındayken ölmeliydi.

 

 

Küçük gördüğü Pis İşler’in içinde boğulmalıydı.

 

 

 

Cüneyt Erdal’a pişman olup olmadığını sorar. Cinayeti anlatırken gözlerini bir saniye bile kelepçeli ellerinden ayırmayan katil umursamaz bir ifadeyle başkomisere bakar ve başını iki yana hafifçe sallar.

 

Engin uzanıp masaya saçılmış raporları alır. Bu utanç verici olayı sanki sivrisinek öldürmüş gibi anlatan mahluğun yanında daha fazla zamanını harcamak istemiyordur. Bir araya getirip düzenlediği kağıtları koyduğu dosyayı kanıt torbalarının yanına bırakır.

 

 

Cüneyt Başkomiser Tamam o zaman, der ve kapıya yönelir. Çocuğun arkasından geçerken yardımcısına bakıp elini ağzına götürerek sigara içmeye çıktığını belirtir.

 

Engin’in yüz ifadesinden arkasından bir şeyler konuşulduğunu anlayan Erdal tedirgin olsa da bunu belli etmemeye çalışır. Artık odada sadece kendisi ve Engin Komiser vardır.

 

Engin ellerini iki yandan beline koyar. Alt ön dişlerini yavaş ama hızlıca üsttekilere değdirirken göz bebekleri hızlıca açılıp kapanıyordur. Erdal bu ufak detayları bilemese de kendisine kilitlenmiş polisin aklında bir şeyler olduğunu anlamıştır.

 

 

 

Gözlerini kırpıp ağzını oynatarak Ne var ?, der gibi sorar.

 

“Çok önemli değil mi bu çizgi roman senin için ? Yani neticede abini öldürdün bunun için.

 

Şimdi de hapse gireceksin. Peki değdi mi, bundan sonra kim bilir tekrar ne zaman çizgi roman okuyacaksın, en sevdiğin şeyden mahrum ettin oğlum kendini. Hiç mi düşünmedin bunu ? “

 

 

Erdal gülümseyerek başını onaylar şekilde sallar.

 

 

“ Güzel bir noktaya değindin.

Evet bunu konuyu hiç düşünmemiştim. Hatta ilk başta gerçekten çok pişman oldum. Bir daha istediğim gibi çizgi roman okuyamayacağım, n’aparım ben diye yedim kendimi.

 

Ama şimdi düşünüyorum da, daha doğrusu polis arabasında götürülürken hissettim bunu, artık o kadar da ihtiyacım yok onları okumaya. Yani bayıldığım o çizgi roman…ben onun bir parçasıyım artık.

 

O evrene, o hikayelerin içine girmiş gibi hissediyorum kendimi. Benim hayatım artık o çizgi romana ilham veren hikayeleri içeriyor, içerecek.

Belki bir gün birileri de benim yaşadıklarımdan esinlenecek ve bir çizgi roman yazacak. Bir dünyayı okumak, kafanızda canlandırmak güzel bir deneyim ama o dünyanın içinde olmak, o dünyayı yaşamak…o başka bir boyut işte.”

 

“Deliye her gün bayram.” der Engin alaycı bir tavırla. Dosyayı ve kanıt torbalarını alır odadan çıkmak için kapıya yönelir.

 

Yanından geçerken Erdal’ın yüzündeki gülümsemeyi farkeder ve durur. Erdal Ergin’e bakıp “ Hapse gireceğim için kaybettiğimi düşünüyorsun.” der mütevazı görünmeye çalışan bir dâhiymiş edasıyla ve ekler.

 

“Pis İşleri sonuna kadar okumadın değil mi ? “

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • 4
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    4
    Shares

Yorum Ekle