Metallica vs Elves Presley - Ummadık Taş Baş Yarar |

Metallica vs Elves Presley – Ummadık Taş Baş Yarar

metallica vs elvis

Metallica vs Elves Presley – Ummadık Taş Baş Yarar

Ölümsüz olma konusunun hâlâ laboratuvar içerisinde takılıp kalındığını  göz önünde bulundurursak hemen herkesin kendine ait bir ” Ölmeden Önce Yapmak İstediklerim” listesi vardır diyebilirim. Yapmadan gidersem gözüm açık giderim dediklerimiz…

Orta okuldan beri listemdeki maddelerden birisi Metallica konserine gitmekti.

Yıllar boyunca şarkılarını hayran hayran dinlediğim dergilerden röportajlarını, hayat hikayelerini okuduğum, tişörtlerini giydiğim Metallica. Onların konserlerine gideyim de Nothing Else Matters yani..

Çok şükür o müthiş konsere gitmek nasip oldu.

İşin ilginci sadece konserin kendi değil, öncesinde ve sonrasında tanık olduklarım da hayatıma çok şey kattı !

 

BİLETİMİ KISMETİM KESTİ

 

İstanbul’daki Levent- Hisarüstü metrosunda çalıştığım bir dönemdi. Tünelde çalışmanın her iş gibi iyi ve kötü tarafları vardır. Tünelin yazın serin kışın ise sıcak olması önemli bir avantajdır mesela. Ama bir kötü tarafı var ki o da çok kötü gerçekten :

Geceleri çalışmak zorunda kalıyorsunuz.

22:00-23:00 gibi evden çık, sabah 6’ta  dön. Çalışma günlerimiz ve saatlerimiz de her an değişebiliyordu.  Neredeyse bir yıla yakın bu şekilde çalıştım.

Tabi bu yoğunlukta gezmek tozmak kolay değildi…hatta düpedüz asosyaldim açık söyleyeyim 🙂  Bu yüzden Metallica konserine bilet alamayışımı çok kafaya takıyordum.

Ulan bir daha gitme şansım olacak mı kim bilir ne zaman gelecek herifler tekrar, diye söyleniyordum kendi kendime. Daha doğrusu enerjimi ve vaktimi kendi sefamdan çok, nefret ettiğim işime harcadığım için içten içe kızgındım.

Bir gece tek başıma odamda uzanıyordum. Odadaki tek ışık kaynağı elimdeki cep telefonun ekranı.

Facebook’ta boş boş gezerken bir baktım o da ne ?

 

ARKADAŞIM METALLICA BİLETİNİ SATIŞA ÇIKARMIŞ !

 

Yıllardır tek kelime konuşmadığım üniversite arkadaşım Ayşe, abisiyle beraber aldığı iki kişilik biletin abisine ait olan kısmını satışa çıkarmış. İlgilenen arkadaşlar bana mesaj atsın,diyor.

Arkadaşlar bu parmaklar bu elden uzadı uzayalı böyle hızlı hareket etmedi.

” Ayşe bırak fiyatı falan o bilet benim ! Gönderiyi sil sayfandan beraber gidiyoruz. ”

Sağolsun Ayşe tamam dedi.

İnanamıyordum. Gerçekten inanamıyordum. Kendi kendime hayıflanırken keşke şöyle olsaydı niye böyle yapmadım cümleleri kurarken dileğim birden suratımda patlamıştı !

Dedim Barlas, sen bıraksan da kaderin bırakmıyor oğlum bu konsere gitmek kısmetinde varmış.

Bazı şeyler gerçekten kader kısmet mi ?

 

MASTER ! MASTER !

 

Konser günü İTÜ Stadyumunun önünde buluştuk. O kalabalığı görmeniz lazımdı ? Havanın bütün sıcağını soğuran siyah tişörtler biralarla soğutulmaya çalışılıyordu.

Ayşe ile yıllardır görüşmediğimizden birbirimize anlatacak çok konumuz birikmişti tabi. Mezun olduktan sonra ne yaptın, nerede çalışıyorsun memnun musun vesaire derken zaman su gibi akıp gitti.

Konser vakti yaklaşınca sıraya girip adım adım ilerleyerek numaralarımızı bulduk. Oturacağımızdan değil de… Metallica sahneye çıkmadan önce bir sürü efsane şarkı arka arkaya çalınmaya başlanmıştı.

W.A.S.P’ın Wanna Be Somebody parçasını ilk orada dinlemiştim. Sonradan utandım kendimden bu şarkıdan bu kadar geç haberim olduğu için.

Sonunda beklenen an geldi ve metal müziğin efsane grubu sahneye Master Of Puppets’le bomba gibi girdi. Enerjileri, ışık gösterileri, devasa ekrandaki görseller her şey inanılmazdı. Parçanın sonunda James Hetfield’ın şeytani kahkahası hala kulaklarımda.

Stadyumdaki herkes bağıra bağıra kafaları sallaya sallaya bütün şarkılara eşlik ediyordu. Gerçekten harika bir konserdi. Tabi ki benim için. Daha sonra okuduğum yazılarda  grubun diğer konserlerine göre sönük kaldığı yönünde çok eleştri gördüm. Bu kadar söyleyen varsa doğrudur ancak aç tavuk kendini buğday ambarında görürmüş ne diyeyim.

Seek and Destroy’la kapanış yapıldıktan sonra  binlerce insan itişe kakışa adım adım çıkmaya başladık stadyumdan. O an bir kez daha anladım, ben kalabalığa gelemeyen bir insanım ! Havayı çekiyorum ciğerlere ama boşa çekiyorum sanki. Bir an önce bu kalabalıktan kurtulup bir yerde kafamı dinlemeliydim.

Ana kapıdan çıkar çıkmaz ağzım açık kaldı.

 

A LITTLE LESS CONVERSATION A LITTLE MORE ACTION*

 

O caddenin halini görmeliydiniz ! Kilometreler boyunca arka arkaya sıralanan fren lambaları kangren olmuş İstanbul trafiğinin acı bir manzarasıydı. Aslında bulunduğum şehrin İstanbul ve çıktığım konserin Metallica olduğu göz önünde bulundurulursa bu hiç şaşırılacak bir durum değildi ama konser cahili olmak böyle bir şeydi işte !

Ulan bu kadar insan daha yeni çıktı bu neyin trafiği, diye düşünürken o günün hafta sonu olduğu ve o akşam aynı zamanda Dünya Kupası finali oynandığı aklıma geldi.

Ayşe’yle vedalaştık.

Kornalar kulak zarlarımı kağıt gibi yırtarken ben de  herkese uyup araçların arasına daldım.

Yolun karşısında dolmuş durağında sıra bekleyenler, konserve kutusunun içine sıkışmış sardalyaları andıran yolcuları dürtüp içeri girmeye çalışıyorlardı.

Karnım feci gurulduyordu. Dolmuşlardan bir hayır gelmeyeceğini düşündüğümden ilerideki benzin istasyonuna yürüyüp atıştıracak bir şeyler almaya karar verdim.

Etrafımdaki güruhun planı da aynıydı tabi.

Yürü Allah yürü, yürü Allah yürü.

 

YAĞMALAMA ZAMANI

 

Benzin istasyonunun market kısmına bir girdim…Hani kıyamet sonrası filmlerde veya zombi filmlerinde her yerin talan edildiği sahneler vardır ya, o sahneye gerçek hayatta bizzat tanık oldum !

İçeride iğne atsanız yere düşmez. 6-7 kişi duvara asılmış ufak televizyondan maçı izliyor. Kasanın önünde yılan gibi kıvrılan upuzun bir sıra var ki herkes elindekinin paketini açmış kuyruktayken karnını doyuruyor. Kasaya geldiklerinde ise ellerindeki boş paketleri gösterip hesabı ödüyorlar.

İki tane sandviçle su alıp sıraya girdim. Çok aç olmama rağmen parasını ödemeden yemeye razı olmadığımdan yutkuna yutkuna kasaya ulaşmayı bekledim. Yaklaşık bir 10 dakika sonra sandviçlerden birini bölmeden olduğu gibi ağzıma atmış çiğnemeye çalışıyordum.

Çıktım dışarı baktım değişen bir halt yok. Bir köşeye çekilip karnımı doyurduktan sonra dolmuş durağına yürümeye başladım.

Dolmuşlar tıka basa dolu ve inanılmaz bir sıra var. Taksiler deseniz Allah’a emanet zaten, kafasına göre alıyor kafasına göre almıyor. Paşa gönlü önce yolcu adayının nereye gideceğini soruyor, aldığı cevabı beğenmezse basıp gidiyor.

O karmaşada yarım saat bir saat bekledim. Trafik hâlâ kilit, insanlar hâlâ mağdur ve gergin.

Ana caddeden bir halt çıkmayacağını anlayınca orada daha fazla vakit kaybetmeyip ara sokaklara girdim. Amacım herhangi bir yere, nereye olacağı hiç önemli değil, ama bir yere gidecek/gidebilecek bir taksi veya dolmuş bulmaktı.

 

KAPANIŞ SÜPER OLDU !

 

Bir süre dolandıktan sonra boş bir taksi denk geldi bu yorgun İstanbul gazisine.

” Nereye abi ? ”

” Beşiktaş kaptan, hangi yoldan gidersen git.”

“Atla.”

Bir yerlerden dönüyoruz, geçiyoruz, makaslar yapıyoruz ne taraftayız nereye gidiyoruz bilmiyorum ama gidiyoruz ya o yeter benim için.

Üzerimde siyah Metallica tişörtü, siyah pantolon. Saç sakal birbirine girmiş…Taksici soruyor :

” Konserden mi abi ?”

Bravo Sherlock.

” Aynen kaptan.”

” Abi o nasıl bir müziktir ya ? Hayvan gibi bağırıyorlar, kafaları sallıyorlar falan…Benim kız da hastası o müziklerin. Ne diyeyim, onlar da öyle rahatlıyorlar demek ki. ”

Suratımı ekşitip adamı süzmeye başlıyorum.

Esmer bir ten, en ulu kurdun bile göğsünü kabartacak bir ülkücü bıyığı, sağ elin bileğe yakın kısmında hilal dövmeleri, elde tespih.

Evet, dedim.

” Acayip rahatlıyorsun kaptan, bütün enerjini atıyorsun. Şu an pamuk gibiyim yeminle.”

” Doğrudur abi, bu da bir rahatlama biçimi yani. O müziğe katlanabiliyorsan tabi.”

” Sen daha çok türkü, Türk Halk Müziği seviyorsun anladığım kadarıyla.”

Dikiz aynasından bana baktı. Bana verdiği cevabı kelimesi kelimesine yazıyorum :

” Yok abi ben Elvisçiyim.”

 

ELVİS ?

 

” N-nasıl ?! ”

” Tabi abi, bizim zamanımızda Elvis vardı. Saçımızı onun gibi tarıyorduk, onun gibi favori bırakıyorduk. Pantolonlar desen o biçim. Hayatını biliyorduk adamın.”

Hey yavrum Barlas hey !

Sen kim görünüşten karakter analizi yapmak kim. Gördün mü ebenin Shrelock’unu ?

” Vay be kaptan, Elvis Presley ha ? Bu cevabı hiç beklemiyordum valla abi ne yalan söyleyeyim.”

” Tabi abi bakma şimdi şeklimiz şemalimiz değişti, o zamanlar idolümüz Elvis’ti.”

Biraz daha müzik sohbetinden sonra hayatını, yediği kazıkları, aldığı intikamları, siyasetin halini, ekonominin gidişini anlattı.

En çok da bu kadar konuyla ilgili en ufak bir soru sormamış olmama ve sadece “Hı hı” diyerek kafa sallamama rağmen adamın istikrarını bozmamasına hayran kaldım.

Beşiktaş’a geldik. Vapura bineceğim için sahil tarafında sağa çekmesini söyledim. Parayı ödeyip indim arabadan.

Arkasından bakarken hala ilk konuştuklarımızı düşünüyordum. Duyduklarıma inanamamıştım. Elvis mi ? Bu adam mı ?!

O sohbetten bir ders çıkardım kendime:

” Biriyle konuşmadan asla onunla ilgili fikir yürütme.”

O zamana kadar belki yüzlerce kez duymuştum kitabı kapağına göre yargılamak deyimini. Ancak bazı konulara dikkat etmemiz için illa tecrübe etmek gerekiyormuş.

 

 

 

 

* “Daha az konuşma daha çok hareket” sözünün geçtiği Elvis Presley parçası.

  • 6
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    6
    Shares

Yorum Ekle