Korku Filmi Sınavı - Karanlıktaki El |

Korku Filmi Sınavı – Karanlıktaki El

korku filmi karanlıktaki_el_kapak 2

Korku Filmi Sınavı – Karanlıktaki El

ASIL KORKU, FİLMDEN SONRA BAŞLAYACAK

 

 

 

Selamlar,

 

Bütün film türleri içerisinde korkuyu  diğerlerinden ayıran bir durum var ki o da filmin sizin üzerinizdeki etkisinde filmin kendi kadar onu nasıl bir ortamda izlediğinizin de önemi olduğu.

 

Yani bir korku filmini arkadaşlarınızla beraber öğleden sonra 2’de izlemenizle gece tek başınıza izlemeniz arasında  dağlar kadar fark var, bunu kabul etmek lazım.

 

İşte benim başımdan geçen bir olay, filmi izlediğiniz ortam ve zaman kadar başka etmenlerin de sizin adrenalin seviyenizi zıplatmada önemli rol oynadığını bana göstermiş oldu.

 

 

GECE GECE TÖVBE ALLAH’IM…

 

 

Henüz yeni istifa etmiş ve tembelliğin dibine vurduğum keyifli bir dönemdeydim. İstanbul’da iş aradığımdan, abimin Kadıköy Kızıltoprak’taki evinde kalıyor; abim işteyken film izleyerek, dergi-kitap okuyarak, playstation oynayarak ve  iş aramakla geçiyordu günlerim.

 

Akşam abim geldiğinde de sohbet edip televizyon izliyorduk.

 

Özümde polisiye aksiyon filmlerine hayranımdır ancak abimin eve geç geleceği bir gün arkadaşımla beraber korku filmi izlemeye karar verdik. Normalde IMDB puanına, Rottentomatoes notuna çok takılıp uzun uzun yorumlar okuyarak film seçmemize rağmen bu sefer onlarla uğraşmadan doğaçlama afişini beğendimiz bir filmi açtık.

 

Filmin adı Pulse, Türkçesiyle Nabız yani. Saat 23:20.

 

Aklıma geldikçe üzülüyorum…film gerçekten kötüydü. Ama işte o kısık ışıklar, karanlık koridorlar, aniden bağıran birileri vesaire bir havaya sokuyor insanı. Neyse film bitti, biz söylendik biraz haliyle ; ardından ben boş kahve bardaklarımızı alıp mutfağa geçtim.

 

Bu arada söylemem gereken önemli bir konu daha var, abimin evi çıkmaz sokağın en ucunda kalan binaların birinde ikinci kattaydı. Evin tam karşısında yıllardır tamamlanamayan bir tren hattı inşaatı vardı ve akşamları şantiye alanındaki lambalar bazen yanar bazen yanmazdı. O gece yanmıyordu ve pencereden dışarı baktığınızda gördüğünüz tek şey gecenin zifiri karanlığıydı.

 

 

YANLIŞ ZAMAN YANLIŞ İNSAN

 

 

İleri sarıyorum, bardaklarla mutfağa girmiştim. Musluğu açtım elimdeki bardağı çalkalarken bir tıklama sesi duydum. Musluğu hiç kapatmadan biraz daha rahat duyabilmek için başımı hafifçe yana çevirdim. Evet gerçekten de tık tık tık ses geliyordu. Ses kesildi.

 

Bir kaç saniye sonra tekrar başladı. Musluğu kapattım ve dinlemeye başladım. Evet filmden hemen sonra olması büyük tesadüftü ama bir saniyeliğine bile olsa arkadaşımdan şüphelenmedim çünkü onu çok iyi tanıyorum asla böyle bir şaka yapmaz; ikimiz de böyle şakaları sevmeyiz.

 

Etrafıma bakıyorum sesin nereden geldiğini bulamıyorum. Mutfaktan dışarı kafamı uzattım, arkadaş malak gibi yatıyor kanepede. Başımı tekrar mutfağa çevirdim ve kapının tam karşısında kalan pencerelerin hemen köşesinde bir el gördüm. Tövbeler olsun, kanım dondu.

 

Hayır arkadaş, zemin katta değiliz ki o yükseklikte nasıl bir el oraya ulaşabilir ki ?! Kapkaranlık pencerelerin sağ alt köşesinde bir el durmadan cama vuruyordu. Sağlam bir yutkundum, hiç sesimi çıkarmadım. Ancak üzerimde korkuyla beraber oluşan baskıya da daha fazla dayanamayacağım açıktı.

 

Korku filmlerindeki karakterleri  salak, herkes partideyken sen ne halt etmeye gidiyorsun depoya, diye eleştiren ben bütün öfkemle pencereye hücum ettim.

 

“Eeeh, yeter be ! ”

 

Bu cümleyi sesli olarak söyledikten sonra cama, tam elin olduğu yere orta halli bir yumruk attım. El bir anda çekildi. Bir celalle açtım pencereyi ama kafamı uzatmadım. Filmlerden öğrendiğim bir şey varsa o da bir pencere veya kapıyı açtıktan sonra “Buyda ne vay acaba ?” diye mal gibi kafayı uzatmamak gerektiğiydi. Pencere açık, ses yok. Sonra ses geldi, orta yaşlı bir kadın sesi :

 

” Pardon ? ”

 

 

 

BUYURUN BURADAN YAKIN !

 

Senin pardonunun… #!@*&!

 

Sesi tanımıştım, karşı komşumuzdu. Başımı pencereden dışarı uzattım. Meğersem sabahtan beri insanüstü bir performansla kendi penceresinden esneyerek (ona uzanmak diyemeyeceğim artık !) bizim pencereye vuruyormuş.

 

” Barlascığım kusura bakma yavrum rahatsız ettim seni de şey diyecektim; biz yarın sabah erkenden yola çıkacağız, evde kimse olmayacak bir süre hani haberiniz olsun. Göz kulak olursanız size zahmet…”

 

Bekle, dedim içimden. Bekle sen bekle, döndüğünde o evi yerinde bulursan şükret ! Gözmüş kulakmış, g.tümden kan alıyorsun lan bir saattir burada !

 

” Ehe ehe, tabi ki ne demek. Ben bakarak olurum hiç merak etmeyin. İyi akşamlar.”

 

Pencereyi kapattım ve derin bir of çektim. Arkadaşım bağırarak iki saattir içeride ne yaptığımı sordu. Geliyorum dedim ve mutfaktan artık bambaşka biri olarak çıktım.

 

Film beni korkutmamıştı ancak bir anda korku tüneline hızlı şekilde dalmama sebep olan çok önemli bir etken daha vardı : İnsan faktörü.

 

Her an, her yerde, kontrolsüz şekilde hayatımıza girip çıkan bir fak-tör !

 

  • 2
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    2
    Shares

Yorum Ekle