Ağır (Majör) Depresyon Tedavisi - Gerçek Bir Hikaye |

Ağır (Majör) Depresyon Tedavisi – Gerçek Bir Hikaye

Depresyon Tedavisi - Gerçek Bir Hikaye

Ağır (Majör) Depresyon Tedavisi – Gerçek Bir Hikaye

Hayatta hepimizin çeşitli sebeplerden çıkmaza girdiği zamanlar oluyor. Kendimizi yalnız ve yenik hissetiğimiz, depresyonun boğazımızı mengene gibi sıktığı zamanlarda yardım almadan kendimizi kurtarmamız mümkün mü ? Nasıl bir yol depresyon tedavisi görevi görerek bizi kurtarabilir ?

Ben yaşadıklarımı anlatayım…

 

 

Giresun’da dağ başında çalıştığım bir dönemdi.

 

Şantiye şefi olarak bütün sorumluluğun bende olduğu santral inşaatında benden yaş olarak da tecrübe olarak da ileride olan insanları idare etmeye çalışıyordum.

Tecrübesizliğim sebebiyle sık sık sorun yaşıyor bir de üstüne firmamın bana ait olmayan işleri benim üstüme yıkması sebebiyle daha da strese giriyordum.

 

Taşeronumuz olarak çalışan firmanın işçilerini ise genç ve tecrübesiz biri olarak idare etmek ve onlar üzerinde bir hakimiyet kurmak benim için çok zordu ; işlerin kolay yürümesi için biraz onların suyuna gidiyordum ama hiç bir iyiliğim cezasız kalmıyordu.

 

 

Proje müdürüm beni değil benimle beraber çalışan emekli süpervizörü adam yerine koyuyordu ve sadece onun sözüyle hareket ediyordu.

Ben sadece kağıt üzerinde şantiye şefiydim ama hem proje müdürüne hem müşteriye hem de kendi müdürüme rapor ( ve tabi haliyle hesap ) vermek zorunda kalıyordum her hafta.

 

 

Mesainin bitişini nasıl iple çekiyordum tahmin edemezsiniz.

 

 

Şantiyede konteyner odada kalıyordum. 2 katlı konteyner binası dağın içinde hemen derenin yanında olduğu için börtü böcek eksik olmuyordu dibimizden. Odalara fare girmemesi için kapımızın altına tahta koyuyorduk. Gerçi girdiğinde de çıkarması çok zor değildi zira oda kapıyı açtıktan sonra bir yatak ve tuvaletten ibaretti, ufacık odada hemen yakalanıyorlardı.

 

Ofislere girdikleri de oluyordu, botlarımızın içine girip uyuyorlardı. O sebeple botların ağzını da kapalı tutuyorduk.

 

 

Bütün gün şantiyede debelendikten sonra akşam odaya gelip bilgisayara ve çizgi romanlara gömülüyordum.

Bazense sadece uzanıp tavana bakıyordum, canım başka hiçbir şey yapmak istemiyordu.

 

 

Büyük bir şirkette çalışıp (o tecrübeme göre) iyi para kazanmanın rahat etmek demek olmadığını öğreniyordum. Hiç bir şeyin kolay olmadığını öğreniyordum.

Ama öğreneceğim, hayatımda ilk defa tecrübe edeceğim bir yola daha girmiştim farkında olmadan : depresyon yoluna…

 

 

 

 

Biri Kış Mı Dedi ?

 

 

 

 

 

Bahar döneminde Karadeniz’in o göz kamaştıran yeşilliği, içinize huzur dolduran dereleri sıcaklık düştükçe yavaş yavaş gözden kayboldu.

 

Sonra birkaç gün içinde hava birden döndü.

Öyle bir kar yağdı ki dağ yolu kapandı. Şantiyeye yemek gelemez oldu ; havai hat çöktü, elektrik gitti.

Telefonlar da çalışmıyor…

 

Yaşadığım yer tam mahrumiyet bölgesine döndü anlayacağınız. Bütün çocukluğu Adana güneşinin altında geçen bir adam için fazla geliyordu bu kadar bulut ve yağış.

 

Evdekiler üzülmesinler diye onlara da tek kelime etmiyordum ancak zor günler geçiriyordum, en azından kendim için.

 

Hali hazırda yaşadığım iş stresinin üzerine bir de yalnızlık ve çevre şartları eklenince ufaktan depresyon belirtileri göstermeye başladım. Hayatımdaki hiç bir şeyden mutlu değildim, hiç ama !

Bütün hayatımın böyle geçeceğini düşünüyor, kendimi başarısız ve çirkin görüyordum.

Evet, bütün bu stresin üstüne yüzümde çıkan sivilceler de cabasıydı. Aynaya bile bakmıyordum.

 

Aslında İstanbul’da çalışırken ve saha mühendisi olarak bu kadar iş yüküm yokken daha mutluydum. Ne olmuştu da bu hale gelmiştim, kendimi olduğumdan daha mı yetkin göstermiştim etrafıma ?

İçinde bulunduğum ruh halinden kurtulmak için nasıl bir depresyon tedavisi uygulamam gerektiğini bilmiyordum, internete baktığınızda depresyon için bitkisel tedavi de yazıyordu çeşitli ilaçlar da.

Tek bildiğim düşündükçe daha da aşağı çekildiğimi hissetmemdi.

 

 

Yollar kapalı,hava kapalı, yalnızlık, yemek olarak sadece kahvaltı, cep telefonu yok, internet yok…

Üçüncü gün müydü dördüncü gün müydü hatırlamıyorum…Sonunda kafayı sıyırdım.

 

 

 

 

SEN Mİ BÜYÜKSÜN BEN Mİ KARADENİZ ?

 

 

 

Tek çalışma arkadaşım olan Tuncay Abi’yi aradım.

” Ben iniyorum abi şehre, n’olursa olsun.”

 

Aslında yaptığım bokuna delikanlılıktı. Aşağı inmek gerçekten riskliydi çünkü, zaten dar olan dağ yolu karla beraber iyice kapanmıştı ve yolun bir tarafı dereye doğru uçurumdu.

Ama annemleri daha fazla habersiz bırakmak istemiyordum.

 

Karlara gömüle gömüle arabanın yanına gittim ve bir saat boyunca arabanın etrafını temizleyip çok tehlikeli olmasına rağmen  karda kışta o dar dağ yolundan kaya kaya savrula savrula indim.

 

Sahile varıp denizi gördüğümde artık dünyanın en özgür insanıydım !

 

Gaza basıp en yakın yere sucuklu yumurta yemeye gitmiştim 🙂

Başka yapacak bir şey yoktu zaten. Şehir merkezi de uzakta kalıyordu ve tanıdığım kimse yoktu.

 

Tuncay Abi’nin ailesi kendisine ulaşamadığı için jandarmaya haber vermişti.

 

 

Günler geçtikçe geçti…

Düzenim hiç değişmedi.

 

En sonunda depresyon tedavisi olarak kendime yeni bir yol buldum.

Kendime ufak bir televizyon siparişi verdim internet üzerinden. Ardından annemi arayıp Playstation 3’mü ve oyunları bana kargolamasını rica ettim.

 

” Tamam oğlum, hallederim ben merak etme. ”

 

 

 

 

 

DEPRESYON TEDAVİSİ İÇİN SON 10 SANİYE

 

 

İki gün sonra televizyon, üç gün sonra da annemin gönderdiği paket için aradılar kargodan. Annemin gönderdiği kutuyu almaya gittiğimde dikkatimi çekti ancak o an iş temposundan çok takılmamıştım konuya : Kutu biraz büyüktü.

 

Uzatmayayım, akşam işin stresinden kurtulup oyun oynayabileceğimi bilerek koşar adım odama gittim iş çıkışında. Televizyonu eski bir koli kutusunun üzerine kurmuştum zaten. Sonra anahtarımla annemden gelen kutunun bantlarını kesip kutuyu açtım.

 

BUM !

 

Beni ilk karşılayanlar plastik kaplardı, börek ve kakaolu kek doluydular.

Ardından poşet poşet çerezler çıktı içeriden. Öyle marketten alınma falan değil, kuru yemişçiden çıkma efsanelerdi.

Bitmedi, bir altta da dergiler vardı. Sinema, kültür ve mizah dergileri, bir sürü hem de.

En altta da benim ihtiyar PS3. Kutuya ve elimdeki paketlere baktım birkaç saniye.

 

 

Annemin sesini duydum kulaklarımda.

 

Başka birinden yardım almadan depresyon tedavisi mümkün mü ? Bilmiyorum.

Ancak bazen hayat bizi ister istemez bazı konulara odaklıyor ve biraz körleşiyoruz galiba. Yaşamımızda gerçekten önemli olan değerleri unutuyoruz.

 

Kendimizden ne kadar nefret etsek de birilerinin bizi koşulsuz sevdiğini hatırlamak bizi tekrar ayağa kaldırıyor.

En azından benim için öyle oldu o kutuyu açtığımda.

 

 

Hayatımda iki defa “mutluluktan” ağladım.

 

İlki buydu.

 

 

 

 

 

  • 5
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    5
    Shares

Yorum Ekle